Cuma, Nisan 02, 2010

birinciyim, birincisin, birinci...

ailenin ilk çocuğu olmak, ilk aşk, ilk maaş...
ilklerin anlamı başka olur derler, tüm ilklerim anlamlı değildi, ama çoğu hatırada yer ediyor evet... ilk çocuk olabilmeyi kaçırdığımdan olsa gerek ilk olabildiğim yer de çok değil, ilk konuşan olabilirim ama, eheh...

bunlardan farklı ilkler var bir de... (sözü) ilk söyleyen olmak, (kavgayı) ilk sonlandıran olmak, ilk adımı atmak, ilk giden olmak... mesajlaşma platformlarında ilk selamı veren olmak ve yine pencereyi ilk kapatan olmak... birinciliğe, ilkliğe yüklenen o bilinmedik anlam yüzünden mi nedir kimbilir, bu 2.kategoride olanları yapınca görünmez ve altına imza atılmamış bir sözleşmeyle güçlü ve üstün de olduğunu beyan edersin karşı tarafa... “yapabiliyorum”u göstermek gibi...

sebepli gidişlerde gerçekten gücü gösteriyor olabilir bu... vazgeçebilmenin, kangren olmuş bacağı kesebilmenin kararını verebilmek ve bunu yapabilmek adına...

ama, “sebepsiz” gidişlerde şu anlamlara da gelir bazen; geride kalan olmayı taşıyamayacağım için gidiyorum, güçlülüğüm değil güçsüzlüğüm, cesaretim değil korkum buna sebep... kandırmaca da olsa, ilk yapabiliyor olmanın desteğiyle yapıyorum bunu... gözüm yeterince kapalı olmadığı için gidiyorum... uğraşmaktansa kaçıyorum...
belirsizliğin ne zaman sonlanacağının müphem sancısındansa, belirliliğin anlık ağır acısını tercih ediyorum ve sana “ama neden sancısını” bırakıyorum, demek gibi...

acılar da, sancılar da bizim için... sebepli mi, sebepsiz mi yi tespit etmeli...



konuyla çok bağlantısı yok ama, canım ya nasıl ağlamıştı... :)


1 yorum:

beyazmavi dedi ki...

roger sebepli veya sebepsiz ağladı, ama planlamadan...sebepsiz diye birşey yok, sebepsizliğin içinde bin sebep çıkartabilir insan...

ilk giden değil de ilk gelip de bekleyen, sonra bekleyen, sonrasında yine bekleyip kimsenin gelmediği durum...

kangren olmuş bacağı kesmek gücü gösterse de "o kangren olmuş bacağın üzerinde kolbastı oynamaya çalışmak ve bunu yaparken çöle kar yağmasını beklemek" daha büyük bir güç gösterisi :) ve salakça bir şey ;)

güçsüz ve korkak olmak begenilmeyen birşey olsa gerek, güçsüz ve korkağım...sen net, açık ve güneşli yollarda yani belirsizlik yokken daha çok trafik kazası olduğunu bilmiyor musun; virajlar, sağanak, kaygan yolda daha dikkatli, daha canlı, daha uyanık olunuyor...

"ama neden" sancısı ilk başlarda kabustur..sonra-ayllar yıllar sonra- "böyle olması gerekliymiş ve olan olması gerektiği için olmuş ve ne ise o" denilir, dirilir toprak...sonrası başka "ama neden" soruları, yine aynı sorular, sonra çözümler, sonra başka başka sorular cevaplar, hayatın akışı...

düşünsene, birkaç yıl önce nedensiz ben sana yazmayı bırakmış olsam ve kıçından tüy düşse, ikinci duruma daha fazla takmalı; ama dediğin gibi acı ve sancı ile beslenip durulup dalgalanmak insan için...
telimin pili zayıf, güneşin ışığı fazla, burnumun sümüğü nezle tadında,şarkı harika (böğürtlenli reçel) ve sebep aramak "ama neden" sorusuna yanıt aramaktır, hiçbir nedeni bağı zorunluluğu yükü beklentisi amacı olmamalı birçok şeyin; ki insan asıl gayesinin "kendi gayesinin asıl olduğunu" fark etsin vs...

mutlu kalınsın-çoğul