barış manço iyi adamdı.. düşünen adamdı.. gerisini bilmiyorum, benim için bu kadarı da yeterli..
şarkı sözlerinde yansıttığı düşünceler, ince uslubu vs..
zati belki şarkı sözü yazarlarının filozof bir yanı olmalıydı.. neyse diyeceğim şu.. çok sevdiğim şarkılarından biridir, alla beni pulla beni.. tınısı bir yana, sözleri de hoş, bir nevi espirili..
bugün arkadaşıma dedim ki, adam yine yapmış tespiti.. kadın ve erkeğin hayata, ilişkiye bakışına dair kısa bir özet yapmış.. ya da ben öyle yorumladım..
adam dağları deliyim, yıldızları yoluna seriyim, bastığın çimen olayım falan filan diyor.. hatun kişimiz ne diyor, dağlar, taşlar, uçan kuşlar senin olsun, yıldızlar yerinde güzel diyor..
kadının derdi öyle kocaman şeyler değil yani, yanımda ol diyor, kelimenin tüm, tam anlamıyla yanımda ol..
yok kadınlar da şöyle ama, adamlar da böyle ama türünden bi milyon sorunlu ilişki, ilişki sorunları yazılabilir..ya da muzırlık yapılabilir.. ama barış hoca hakkaten çok temelinden dokunmuş bence..
ruhu şad olsun..
şarkı sözlerini de eklesek mi ki.. burada eklenmiyor bişi,eve gidince linklerim.. şimdilik şöle verelim.. http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=alla+beni+pulla+beni
Çarşamba, Haziran 25, 2008
Salı, Haziran 03, 2008
bir mayıs bir haziran..
ne güzel aylar.. mayıs deyince içe dolan coşku, haziranla hissedilen huzur.. mayısım bitti, haziranım hoşgeldi.. bitince hüzün..
doğamamışım mayıs haziran arası bir yerlerde, ölürüz belki bahar neşesiyle..
doğamamışım mayıs haziran arası bir yerlerde, ölürüz belki bahar neşesiyle..
kedidir..
ne garip hayvanlar.. bi çocuk mu ağlıyo diye kulağı dört diktiğim nice zamanlar oldu.. şimdi de karşılıklı ağlaşıyorlar sanki..
insanlarda pek olmaz bu.. biri ağlatandır diğeri ağlarken..
ve yahut ikisi beraber ağlayamazlar, biri diğerinin ağlamasına kıyamaz da, ağlamaması için şebeğe döner..
insan var, insan var.. bir de kediler..
insanlarda pek olmaz bu.. biri ağlatandır diğeri ağlarken..
ve yahut ikisi beraber ağlayamazlar, biri diğerinin ağlamasına kıyamaz da, ağlamaması için şebeğe döner..
insan var, insan var.. bir de kediler..
Cumartesi, Mayıs 24, 2008
dizi film tadında hayatını izlemek..
çok ayrıştırıcı, anlatıcı cümle kuracak değilim-kesin kuracağım.. yaşadığım anın duygusuyla kafamda beliren ifade bu.. yoksa sadece dizilerde değil, filmlerde de kullanılan bir kurgu..
cnbce dizilerinde oluyor bu hani.. bir bölüm izliyorsun gayet normal bir hayat kesiti.. sonraki bölümlerde anlıyorsun ki,o normal hayat kesitinin arkasında bir dolu "normal" kesitler daha var..
çoğu şey göründüğü gibi değildir ya da göründüğü gibi bile olsa o görüntünün arkası zannetiğiniz kadar doğal örgüyle şekillenmemiştir..
misal tesadüfen karşılaştığınızı düşündüğünüz bir kişinin uzun süredir sizinle diyaloğa girebilmek için çaba sarfettiğini ve "tesadüfler" yaratmaya çalıştığını farkettiğinizde,olayları gerisararsınız ve olan bitenin aslen kendi doğallığında olmadığını görürsünüz..
hayatın izleyebildiğimiz bölümü sadece yaşadığımız kısmı olduğu için çok zaman bilmeyiz diğer sahnelerde olanları.. sürekli irdeleyerek de yaşayamayacağımıza göre kabulleniriz.. gördüklerimiz, duyduklarımız ve anlatılanlardır yaşadığımız..
bazen, aradasırada irdelerim ben.. zihnimde takip eder, iz sürerim olaylar, anlatılanlar üzerinden.. şüphe, merak ve empati ön koşullardır bunu yapabilmek için.. şimdiye kadar bulduklarımın çoğu iç burkan, yüz ekşiten şeyler.. sonunda mutluluk verici birşey yaşanmış olanlar daha az şüphe uyandırdığından ve hakkında takipsizlik kararı alındığından belki..
yo yo öyle değil aslında, bilakis mutluluk verici bir olayın arkasındaki leş döngüyü gördüğünüzde mideniz de ekşiyor, bulanıyor ve bir tükürme isteği oluşuyor..
hayat bazen örmektir onu sabır ve emekle..bazen sökmektir usul usul geriye...-s.ç.
çalan şarkıyla bu yazılanların hiç ilgisi yok..tesadüf.. radiohead - everything in its right place
cnbce dizilerinde oluyor bu hani.. bir bölüm izliyorsun gayet normal bir hayat kesiti.. sonraki bölümlerde anlıyorsun ki,o normal hayat kesitinin arkasında bir dolu "normal" kesitler daha var..
çoğu şey göründüğü gibi değildir ya da göründüğü gibi bile olsa o görüntünün arkası zannetiğiniz kadar doğal örgüyle şekillenmemiştir..
misal tesadüfen karşılaştığınızı düşündüğünüz bir kişinin uzun süredir sizinle diyaloğa girebilmek için çaba sarfettiğini ve "tesadüfler" yaratmaya çalıştığını farkettiğinizde,olayları gerisararsınız ve olan bitenin aslen kendi doğallığında olmadığını görürsünüz..
hayatın izleyebildiğimiz bölümü sadece yaşadığımız kısmı olduğu için çok zaman bilmeyiz diğer sahnelerde olanları.. sürekli irdeleyerek de yaşayamayacağımıza göre kabulleniriz.. gördüklerimiz, duyduklarımız ve anlatılanlardır yaşadığımız..
bazen, aradasırada irdelerim ben.. zihnimde takip eder, iz sürerim olaylar, anlatılanlar üzerinden.. şüphe, merak ve empati ön koşullardır bunu yapabilmek için.. şimdiye kadar bulduklarımın çoğu iç burkan, yüz ekşiten şeyler.. sonunda mutluluk verici birşey yaşanmış olanlar daha az şüphe uyandırdığından ve hakkında takipsizlik kararı alındığından belki..
yo yo öyle değil aslında, bilakis mutluluk verici bir olayın arkasındaki leş döngüyü gördüğünüzde mideniz de ekşiyor, bulanıyor ve bir tükürme isteği oluşuyor..
hayat bazen örmektir onu sabır ve emekle..bazen sökmektir usul usul geriye...-s.ç.
çalan şarkıyla bu yazılanların hiç ilgisi yok..tesadüf.. radiohead - everything in its right place
Pazartesi, Nisan 28, 2008
çöp kamyonu..
iş yaşamı içinde aslında görevimiz olmayan bir takım ekstra işler yaptığımızda hayıflanır, sınırı aştığını düşündüğümüz zamanlarda da patronumuza, müdürümüze şikayette bulunuruz.. kimsenin bizi kullanmaya hakkı yoktur, sonuçta..
pazar sabahı saat 07:30 civarı sokaktan gelen "hoop, topla, dur.. gel gel gel" tarzı nidalarla uyandım.. klasik diyebileceğimiz sokak diyaloglarından biriydi bu.. yaklaşık bir 10 dakika merak duygumu törpüleyerek yataktan çıkmadım.. ama dayanamadım sonunda ve camdam seyrekoyuldum.. çöp kamyonu sokaktan geçemiyordu, çünkü otoparkı, garajı olmayan evlerde oturan sokak sakinlerinden ikisi, arabalarını zati dar olan sokakta karşılıklı park etmişlerdi.. aradaki mesafe normal otomobillerin, en fazla van tipi araçların geçebileceği kadardı..ve tabii çöp kamyonu geçemiyordu işte.. ki bir itfaiye aracı geçmek istese geçemeyecekti yine, allah korusun- tabii biz önlem almayalım,allah korusun-
bir iki dakika uyku mahmurluğuyla ne olacak şimdi diye bakınırken, araçlardan birinin yan apartmandaki komşunun olduğunu farkettim ve çöpçülere seslenerek evi tarif ettim.. ziline basıldı, araç sahibi çağrıldı, beklenildi.. ama sonuç? gelen olmadı...peki ne oldu, çöpçüler 'yerinden hoplatması daha kolay' olan diğer aracı "haydi hooop bir kiii..bidaha haydi hooop bir ki" diyerek bir kaç cm daha duvara attırıverdiler ve çöp aracı geçti.. "bana ne ben arabamı neden çekeyim" diyen arkadaş da mutlu, mesut uykusuna devam etmiştir...
hadi itfaiyeyi düşünmüyorsun, sokağımızın çöp günleri belli, uygun bir yer bulup parketsene.. "neden ben düşüneyim, neden ben sorumluluk bilinciyle davranayım" demek bazıları için daha kolay sanırım..
peki hepsinin dışında, görevi çöp toplamak olan insanlar neden senin arabanla uğraşsın, vakit ve emek harcasın.. kimbilir belki çöpçülerin görev tanımlarında vardır.. "gerektiğinde park halindeki arabalar birkaç cm hoplatılabilir"
pazar sabahı saat 07:30 civarı sokaktan gelen "hoop, topla, dur.. gel gel gel" tarzı nidalarla uyandım.. klasik diyebileceğimiz sokak diyaloglarından biriydi bu.. yaklaşık bir 10 dakika merak duygumu törpüleyerek yataktan çıkmadım.. ama dayanamadım sonunda ve camdam seyrekoyuldum.. çöp kamyonu sokaktan geçemiyordu, çünkü otoparkı, garajı olmayan evlerde oturan sokak sakinlerinden ikisi, arabalarını zati dar olan sokakta karşılıklı park etmişlerdi.. aradaki mesafe normal otomobillerin, en fazla van tipi araçların geçebileceği kadardı..ve tabii çöp kamyonu geçemiyordu işte.. ki bir itfaiye aracı geçmek istese geçemeyecekti yine, allah korusun- tabii biz önlem almayalım,allah korusun-
bir iki dakika uyku mahmurluğuyla ne olacak şimdi diye bakınırken, araçlardan birinin yan apartmandaki komşunun olduğunu farkettim ve çöpçülere seslenerek evi tarif ettim.. ziline basıldı, araç sahibi çağrıldı, beklenildi.. ama sonuç? gelen olmadı...peki ne oldu, çöpçüler 'yerinden hoplatması daha kolay' olan diğer aracı "haydi hooop bir kiii..bidaha haydi hooop bir ki" diyerek bir kaç cm daha duvara attırıverdiler ve çöp aracı geçti.. "bana ne ben arabamı neden çekeyim" diyen arkadaş da mutlu, mesut uykusuna devam etmiştir...
hadi itfaiyeyi düşünmüyorsun, sokağımızın çöp günleri belli, uygun bir yer bulup parketsene.. "neden ben düşüneyim, neden ben sorumluluk bilinciyle davranayım" demek bazıları için daha kolay sanırım..
peki hepsinin dışında, görevi çöp toplamak olan insanlar neden senin arabanla uğraşsın, vakit ve emek harcasın.. kimbilir belki çöpçülerin görev tanımlarında vardır.. "gerektiğinde park halindeki arabalar birkaç cm hoplatılabilir"
Salı, Mart 18, 2008
Perşembe, Mart 13, 2008
bir cumartesi akşam üstüsü..
beşiktaş'taki işimi halletmek için geçtiğimiz cumartesi akşama doğru yeğenim, bitanem, keremimle beşiktaş'a geçtim..(irem de bitanem.. insanın birden çok bitanesi olabilir):)
yol boyunca yine beyin cimnastiği yapmama sebep sorulara da cevap vermeye çalıştım.. "trafik akmıyo ne demek.. -can yeleklerini göstererek- ordaki turuncu şeyler nee.. düşük olasılık nasıl oluyo.. beşiktaş'taki herkes beşiktaşlı mı..." gibi nedenli, nasıllı sorular... yeni bir soruya mahal vermeyecek şekilde cevaplamaya çalışsam da piticim benim illa bir soru buldu, ki bu durumdan şikayetçi değilim yani...
bu arada çocukcum sırf vapur keyfini yaşasın diye vapura binelim dedim, gelegele dentur'un ortaboy motorlarından biri geldi, şehir hatları "bandrolüyle"..
neyse beşiktaştaki ilk ışıklardan geçerken takıdıtukudu sesler geldi.. daha çok gıygıy çalışan bi alet gibi.. bir çıkrık, bir dingilin dönme sesi vb bişi... kafamı bi kaldırdım,ahanda buymuş... ve görünce ilk film festivali için bir çalışma sandım,ancak alt kısımdaki afişler gnctrkcll reklamı olduğunu gösterdi...
Pazar, Şubat 24, 2008
müzik yelpazesi..
sonbahar yapraklarının uçuştuğu, çikolata renkli sanatçıların kadife sesleriyle bizlerle buluştuğu zamanlardan kuş tüyü gibi bir anı sanırım..
dinlendiğinde tarif edilemez bir duygu yaratıyor..
huzurlarımızda martika- love thy will be done..
yine martika'dan bir başka tanıdık tat için..>>
dinlendiğinde tarif edilemez bir duygu yaratıyor..
huzurlarımızda martika- love thy will be done..
yine martika'dan bir başka tanıdık tat için..>>
Çarşamba, Şubat 06, 2008
bir nefeste...olmadı tabii..
sadi beyefendi ebelemiş bizi, nefes kesenler listesi yapın diye.. ona da yalçın bey el vermiş.. o zamaaaan sobe!
çocukların birden tehlikeli bir duruma düşecek gibi olması..
çok da iyi bilmediğin bir mekandayken tüm elektriğin kesilmesi...
heyecan dozu yüksek bir yarışta,en yakın rakibini geçtiğin an.. -sebepsiz gözyaşı bile akar hatta..
f1 araçlarının kalkış anından çıkardığı sesle nefes kesilir, tüyler dikilir...
kaza yapmaktan son anda kurtulmak...-nefes kesilmesini dizlerin bağının çözülmesi takip eder-
scuba sırasında suya tümüyle dalındığı an..
yamaçtan paraşütle atlamak...
arabayla eğimsiz,düz bir yolda orta hızla giderken yoldaki hafif bombeye girildiği sırada boşluktaymış hissinin yaşandığı an...
gecenin geç, sabahın kör erken vaktinde sokakta yürürken tüm algıların son alarm durumunda olması sırasında duyulan bir ses...
çocukluğumda, gençliğimde izi olan birine ya da sevdiğim bir ünlüye kötü birşey olduğu-yaşamını yitirdiği- haberini almam..
olağan bir iş yapıyorken, farkında olmadan yaptığım harika birşeyi keşfetmem...
zeka düzeyini benim zekamın kavrayamadığını düşündüğüm her türlü yazı, iş, eylem..
onu ilk gördüğüm zaman...
şehir yoğunluğu olmayan, tatil yöresi gibi yerlerde göğe baktığımda üzerime örtülmüş gibi duran yıldızlar ve uzayın derinliği...
gün batımında gökte oluşan turuncu-kızıl tonlar..
-yazdıktan sonra gördüm ki bunlara konuşmayla ilgili olanlar desem olurmuş...-
bekleme süresince ne söyleyeceğini hazırlayıp, içinden birkaç kez tekrar ettikten sonra... o anın gelmesi..
tanışmak istenen kişiyle ilk konuşma anı... -sakinlemek için bunun normal bir durum olduğu telkini yapılmadığı zamanlarda...
topluluk önünde konuşmaya başlamadan birkaç saniye öncesi.. -kalp atış sesinin, kendi sesini bastıracak sanmayla eş zamanlı..
hiç beklenmedik bir ortamda yabancı bir dilde konuşmak gerekliliğinin ilk saniyeleri...
-postaladıktan sonra aklıma geldi.. çocuğum olacağını öğrendiğim, ilk görüntüsüyle karşılaştığım ve doğum anları da eklenmeli..-
buyrun buyrun çekinmeyin sizler de yazıverin, dürtelim mi... şşt..erman.. seçkin.. doktooor..gökhan.. blogu olmayanlar da yazıversin şuracığa...:)
akşam editi: bankada araç çubuğu çıkmadığından linkleri verememiştim.. sevgiler..:)
çocukların birden tehlikeli bir duruma düşecek gibi olması..
çok da iyi bilmediğin bir mekandayken tüm elektriğin kesilmesi...
heyecan dozu yüksek bir yarışta,en yakın rakibini geçtiğin an.. -sebepsiz gözyaşı bile akar hatta..
f1 araçlarının kalkış anından çıkardığı sesle nefes kesilir, tüyler dikilir...
kaza yapmaktan son anda kurtulmak...-nefes kesilmesini dizlerin bağının çözülmesi takip eder-
scuba sırasında suya tümüyle dalındığı an..
yamaçtan paraşütle atlamak...
arabayla eğimsiz,düz bir yolda orta hızla giderken yoldaki hafif bombeye girildiği sırada boşluktaymış hissinin yaşandığı an...
gecenin geç, sabahın kör erken vaktinde sokakta yürürken tüm algıların son alarm durumunda olması sırasında duyulan bir ses...
çocukluğumda, gençliğimde izi olan birine ya da sevdiğim bir ünlüye kötü birşey olduğu-yaşamını yitirdiği- haberini almam..
olağan bir iş yapıyorken, farkında olmadan yaptığım harika birşeyi keşfetmem...
zeka düzeyini benim zekamın kavrayamadığını düşündüğüm her türlü yazı, iş, eylem..
onu ilk gördüğüm zaman...
şehir yoğunluğu olmayan, tatil yöresi gibi yerlerde göğe baktığımda üzerime örtülmüş gibi duran yıldızlar ve uzayın derinliği...
gün batımında gökte oluşan turuncu-kızıl tonlar..
-yazdıktan sonra gördüm ki bunlara konuşmayla ilgili olanlar desem olurmuş...-
bekleme süresince ne söyleyeceğini hazırlayıp, içinden birkaç kez tekrar ettikten sonra... o anın gelmesi..
tanışmak istenen kişiyle ilk konuşma anı... -sakinlemek için bunun normal bir durum olduğu telkini yapılmadığı zamanlarda...
topluluk önünde konuşmaya başlamadan birkaç saniye öncesi.. -kalp atış sesinin, kendi sesini bastıracak sanmayla eş zamanlı..
hiç beklenmedik bir ortamda yabancı bir dilde konuşmak gerekliliğinin ilk saniyeleri...
-postaladıktan sonra aklıma geldi.. çocuğum olacağını öğrendiğim, ilk görüntüsüyle karşılaştığım ve doğum anları da eklenmeli..-
buyrun buyrun çekinmeyin sizler de yazıverin, dürtelim mi... şşt..erman.. seçkin.. doktooor..gökhan.. blogu olmayanlar da yazıversin şuracığa...:)
akşam editi: bankada araç çubuğu çıkmadığından linkleri verememiştim.. sevgiler..:)
Pazar, Şubat 03, 2008
his...
bu dünyanın bir parçası olmak istememek.. bundan utanç duymak..
birşey yapamamak, yapacak gücü kendinde bulamamak..
sormak, sormak, sormak.. anlayamamak..
istediğinde yerin diplerine inebilen, atmosferi aşabilen.. bilmemkaç ışıkyılı ötesine sinyaller gönderebilen insan..
hastalıklı bir bünyeyi iyileştirmek için, imkansızı mümkün kılmaya uğraşan insan..
annesinin henüz karnındayken, annesini kaybeden bir bebeği yaşatmak ve hayata katmak için çabalayan, diğer tarafta gözünü bile kırpmadan dünyaya gelmiş onlarcasının canına kıyan insan.. aynı..
tuhaf.. insanın artık insan olmanın bir üst seviyesinde bulunması gereken bu gelişmiş zaman diliminde.. yaşanılanlar, yaşananlara şahit olmak durumunda bırakılanlar tuhaf...
insanların yaşadığı dünyanın güzelliklerini ve birbirini anlamamalarını anlayamayışım sürdükçe ve bu dünyada bulundukça huzurlu olabileceğimi sanmıyorum...
birşey yapamamak, yapacak gücü kendinde bulamamak..
sormak, sormak, sormak.. anlayamamak..
istediğinde yerin diplerine inebilen, atmosferi aşabilen.. bilmemkaç ışıkyılı ötesine sinyaller gönderebilen insan..
hastalıklı bir bünyeyi iyileştirmek için, imkansızı mümkün kılmaya uğraşan insan..
annesinin henüz karnındayken, annesini kaybeden bir bebeği yaşatmak ve hayata katmak için çabalayan, diğer tarafta gözünü bile kırpmadan dünyaya gelmiş onlarcasının canına kıyan insan.. aynı..
tuhaf.. insanın artık insan olmanın bir üst seviyesinde bulunması gereken bu gelişmiş zaman diliminde.. yaşanılanlar, yaşananlara şahit olmak durumunda bırakılanlar tuhaf...
insanların yaşadığı dünyanın güzelliklerini ve birbirini anlamamalarını anlayamayışım sürdükçe ve bu dünyada bulundukça huzurlu olabileceğimi sanmıyorum...
Cuma, Ocak 11, 2008
Cumartesi, Aralık 22, 2007
sil baştan..
türkçesi böyle yani.. daha önce bununla ilgili bişiler yazmış olmalıyım ama yine yazacağım.. bu fimi ne zaman izlesem, sildiğim şeyleri olmasa bile silinen birşeylerim olduğunu hatırlıyorum.. içim burkuluyor... bu kadar..
Cumartesi, Aralık 15, 2007
sebep olması mı gerek..
ağlamak istiyorum..
sebebi olsun olmasın... tanımadığım birinin yüz ifadesi, bir hareketi, bir olay, durum gibi karşılaştığım şeyler sebep olsun mesela.. kimsenin farketmediği bir ayrıntı.. durup orada hüngür hüngür ağlayayım..
kalbim titresin ve kimse sebebini bilmesin benden başka, tutmayayım burnumdaki sızıyı ve ağlayayım...
şefkat göstereyim birine, sonra koşup kuytu bir yerde doyasıya ağlayayım... şefkati göstermiş değil, hissetmiş olayım..
gözyaşlarımın kendime değil başkalarına akacağından emin olsam ağlarım da oracıkta...
sebebi olsun olmasın... tanımadığım birinin yüz ifadesi, bir hareketi, bir olay, durum gibi karşılaştığım şeyler sebep olsun mesela.. kimsenin farketmediği bir ayrıntı.. durup orada hüngür hüngür ağlayayım..
kalbim titresin ve kimse sebebini bilmesin benden başka, tutmayayım burnumdaki sızıyı ve ağlayayım...
şefkat göstereyim birine, sonra koşup kuytu bir yerde doyasıya ağlayayım... şefkati göstermiş değil, hissetmiş olayım..
gözyaşlarımın kendime değil başkalarına akacağından emin olsam ağlarım da oracıkta...
Pazartesi, Kasım 26, 2007
(parantez)
geçen cuma doğumgünümdü.. benim doğum günlerim genelde benbaşıma geçer.. seyrek olarak da kuzenlerle taxim'de bi kafeye falan gideriz, maksat beraber olmak niyetiyle.. ama bu sene değişik olsun istedim.. bi çeşit miyad ne de olsa diye-eheh.. ve hep yapmak istediğim birşeyi doğumgünüme uyguladım.. hayatıma şimdiye kadar girmiş ve kalmış olan, benim yanında bulunmaktan keyif aldığım, yanındayken kendimi kendim gibi hissettiğim, herhangi bi maskeye ihtiyaç duymadığım, çok sevdiklerimi biraraya topladım-toplamaya çalıştım.. gelemeyenler de oldu tabi.. sağolsunlar, birşekilde varlıklarını hissettirdiler ama... sabah beri gelen telefonlar, sürprizler de hazırlamıştı gerçi beni bu mutlu akşama...
velhasılı, çokça şımardığım, mutlu olduğum.. ve uzun süreden beridir yaşadığım andan keyif aldığım nadir zamanlardan birini geçirdim...
ben olabilme fırsatını veren herkese teşekkür ederim..
velhasılı, çokça şımardığım, mutlu olduğum.. ve uzun süreden beridir yaşadığım andan keyif aldığım nadir zamanlardan birini geçirdim...
ben olabilme fırsatını veren herkese teşekkür ederim..
Pazartesi, Kasım 19, 2007
sondan önce..
sonunu senden önce okuyacak olmanın dışında bir ayrıcalığım yok, yazdıklarımı bilmek hakkında.. hadi o kadar abartmayalım,ama kurgusu yok.. birkaç satır sonra ne yazacağımı bile bilmeyeceğim çok zaman.. mesela, merdivenin basamaklarını adım attığınca çizdiğini düşün.. yaşam gibi.. ama yaşam gibi yazmak zormuş.. yaşamın içinde önümüzdeki hazır merdivenleri çıkıyoruz çünkü, çok zaman..
pejmürde bir evdeydim.. yanından tren yolu ve tabii tren geçen... birbirine bitişbitiş, dar sokakların üzerinde.. öyle dar ki, iki insan yanyana geçebilir mi diye düşünüyorum.. diğerleri arasında sıkışmış da sanki ona yer az kalmış gibi hafiften öne doğru kaykılmış duran eski bir ev,ahşap.. camları dar,sürgülü ve buğulu.. buğu değil aslında, is, pis, yılların yığıntısı.. kimbilir kimler yaşadı burada,ne sesler dolandı odalarda.. içeride 60lık bir ampül yanıyor,benim dikildiğim odada.. ev soğuk olmalı ki nefesimi görebiliyorum.. eski bir şilte-şilte..şilte..şilte- battaniye.. iskemle ve dolap nemden kokuyor.. kokmayan birşey varmış gibi...
ben neden buradayım sahi.. bavulum yok ama elimde bir dolu torba, içleri temizlik malzemeleriyle dolu... doğru tabii, ben yapamam böyle pis içinde..demek ki geleceğimi biliyordum..neyse, peki hadi temizledim diyelim, ya böcekler, örümcekler.. ya fare varsa.. ne yapmalı ki.. düşündüğüm şeye bak, burada kalacak mıyım ki dert ediyorum.. evin fotoğrafı içindeki iğreti duruşuma ve hep hayalini kurduğum bir ev olmamasına rağmen, orada olmaktan hem rahatsızım, hem gitmek istemiyorum..
garip ama bu döküntü içinde ısıtma tesisatı var, kombi değil-kalorifer de bari-, soba değil... nasıl ateşleniyor acaba, eski gaz sobalarına benzer bir ağzı var... çocukken sobaların konuştuğunu hayal ederdim homur homur, sıralı alevler de dişleriydi sobanın... bir kibrit atsam patlar mı acaba... patlamaması lazım, yoksa yazı biter.. bir iki üç...
pejmürde bir evdeydim.. yanından tren yolu ve tabii tren geçen... birbirine bitişbitiş, dar sokakların üzerinde.. öyle dar ki, iki insan yanyana geçebilir mi diye düşünüyorum.. diğerleri arasında sıkışmış da sanki ona yer az kalmış gibi hafiften öne doğru kaykılmış duran eski bir ev,ahşap.. camları dar,sürgülü ve buğulu.. buğu değil aslında, is, pis, yılların yığıntısı.. kimbilir kimler yaşadı burada,ne sesler dolandı odalarda.. içeride 60lık bir ampül yanıyor,benim dikildiğim odada.. ev soğuk olmalı ki nefesimi görebiliyorum.. eski bir şilte-şilte..şilte..şilte- battaniye.. iskemle ve dolap nemden kokuyor.. kokmayan birşey varmış gibi...
ben neden buradayım sahi.. bavulum yok ama elimde bir dolu torba, içleri temizlik malzemeleriyle dolu... doğru tabii, ben yapamam böyle pis içinde..demek ki geleceğimi biliyordum..neyse, peki hadi temizledim diyelim, ya böcekler, örümcekler.. ya fare varsa.. ne yapmalı ki.. düşündüğüm şeye bak, burada kalacak mıyım ki dert ediyorum.. evin fotoğrafı içindeki iğreti duruşuma ve hep hayalini kurduğum bir ev olmamasına rağmen, orada olmaktan hem rahatsızım, hem gitmek istemiyorum..
garip ama bu döküntü içinde ısıtma tesisatı var, kombi değil-kalorifer de bari-, soba değil... nasıl ateşleniyor acaba, eski gaz sobalarına benzer bir ağzı var... çocukken sobaların konuştuğunu hayal ederdim homur homur, sıralı alevler de dişleriydi sobanın... bir kibrit atsam patlar mı acaba... patlamaması lazım, yoksa yazı biter.. bir iki üç...
Perşembe, Kasım 08, 2007
seven gözlerle bakmak..
bulunca bırakmamak gerek..
ne de olsa bakandadır sevmenin mahareti, bakılanda değil ..
ne de olsa bakandadır sevmenin mahareti, bakılanda değil ..
Pazartesi, Ekim 29, 2007
bayram..
içinde mutluluk barındıran bir günün tebriğinde klasik olarak kullanılabilen bir kalıptır.. "bayram gibi"..
türkiye cumhuriyeti'nde; türlü farklı renkten oluşmuş cumhurumuzla, birlik, güven ve refah içinde yaşayabileceğimiz, bayram tadında bayramlarımızın olması dileğiyle, diyorum ben de..
cumhuriyet bayramı'mız daimi kutlu olsun...
...
bütün dünya buna inansa,bir inansa, hayat bayram olsa...
insanlar el ele tutuşsa,birlik olsa,uzansa sonsuza..
...
türkiye cumhuriyeti'nde; türlü farklı renkten oluşmuş cumhurumuzla, birlik, güven ve refah içinde yaşayabileceğimiz, bayram tadında bayramlarımızın olması dileğiyle, diyorum ben de..
cumhuriyet bayramı'mız daimi kutlu olsun...
...
bütün dünya buna inansa,bir inansa, hayat bayram olsa...
insanlar el ele tutuşsa,birlik olsa,uzansa sonsuza..
...
Pazartesi, Ekim 15, 2007
saçak altında iki kız...
dün film çıkışı arabaya bindim ve yağmur başladı tekrar.. ilkten serper gibiydi ama birden dolu dolu damlalara dönüştü... koşuşan da vardı, yağmur yokmuş gibi aheste yürüyen de, şemsiyesi olanlar da, dükkan önlerindeki brandalara sığınanlar da... tam köşeyi dönerken, sanat galerisinin kapısının önüne koşan kızları farkettim ve durarak rıhtıma doğru gideceklerse bırakabileceğimi söyledim, kabul ettiler.. yaklaşık 5 dakikalık yolculuğumuzda, teklifime fazlasıyla şaşırdıklarını ve memnun olduklarını hissedebildim..
farklı zaman ve koşullarda, başka türlü yardımların içinde bulunsam da, bu iki yolcumun bana hissettirdiği çok farklıydı.. muhtemelen normal olmadığımı düşünmüşlerdi, ama deli olduğumu da sanmasınlar diye onlar arabadan inip teşekkür ederken, asıl ben çok teşekkür ederim diyemedim.. buradan söylemiş olayım..
farklı zaman ve koşullarda, başka türlü yardımların içinde bulunsam da, bu iki yolcumun bana hissettirdiği çok farklıydı.. muhtemelen normal olmadığımı düşünmüşlerdi, ama deli olduğumu da sanmasınlar diye onlar arabadan inip teşekkür ederken, asıl ben çok teşekkür ederim diyemedim.. buradan söylemiş olayım..
Pazar, Ekim 14, 2007
çılgınca döner durur dünya..
pardon bi saniye, önce şu siteye log olayım, bir de yorum yazayım.. şu fotoları da upload etmeyi unutmamak gerek.. tamam geldim, aslında gelemedim bi şarkı koyalım fonda tıngırdasın,tabi tıngırdamadan önce lastfm şifremi de gireyim ki skorplansın... hmm hazır elim değmişken facebook'u da açayım bakayım kim dövmüş, kim sevmiş beni, ben de dürteyim birilerini.. tamaaaam döndüm işteee..
bu kadar saçma geliyor olmasına rağmen hergün benzer şeyleri yapıp, bu "dünyanın" bir parçası olmak için neden debeleniyoruz acaba.. dışında kaldığımızda ucubelere dönüştüğümüz, kenarından köşesinden yakaladığımızdaysa günümüz sosyalliğinin bir parçası olabildiğimiz ortamlar.. (bi an gittim sayfayı refresh etmem gerekti de) birşeyler yanlış ya da eksik sanki diye hissetmiyor musunuz siz de.. bağımlılık düzeyinde ve otomatik yaptığımız bu eylemlerin ne getirip, ne götürdüğünü düşünüyor musunuz..
bunları reddedişe doğru ilerlediğimi hissediyorum ben, asıl işlevi dışında fazlalıklarla "bezenmiş" hale geldiğinde, abartısız midemi bulandırıyor.. benim hükmettiğim değil, sanki bana hükmeden birşeymiş gibi, çağlayan bir ırmakta öylece akıyormuşum gibi, iradem yokmuş gibi..
beni yoran fazlalıkları, gereksiz şeyleri sevmiyorum..
ve uzun süre birşey yazmadığım zamanlarda gizli dürtücülüğü olsa da, diğerlerindeki "zorlayıcılığı" hissetmediğimden, blog içlerinde en samimisi geliyor bana..
sonuç ve biryerlere bağlama cümlesi yok, bu kadar..
bu kadar saçma geliyor olmasına rağmen hergün benzer şeyleri yapıp, bu "dünyanın" bir parçası olmak için neden debeleniyoruz acaba.. dışında kaldığımızda ucubelere dönüştüğümüz, kenarından köşesinden yakaladığımızdaysa günümüz sosyalliğinin bir parçası olabildiğimiz ortamlar.. (bi an gittim sayfayı refresh etmem gerekti de) birşeyler yanlış ya da eksik sanki diye hissetmiyor musunuz siz de.. bağımlılık düzeyinde ve otomatik yaptığımız bu eylemlerin ne getirip, ne götürdüğünü düşünüyor musunuz..
bunları reddedişe doğru ilerlediğimi hissediyorum ben, asıl işlevi dışında fazlalıklarla "bezenmiş" hale geldiğinde, abartısız midemi bulandırıyor.. benim hükmettiğim değil, sanki bana hükmeden birşeymiş gibi, çağlayan bir ırmakta öylece akıyormuşum gibi, iradem yokmuş gibi..
beni yoran fazlalıkları, gereksiz şeyleri sevmiyorum..
ve uzun süre birşey yazmadığım zamanlarda gizli dürtücülüğü olsa da, diğerlerindeki "zorlayıcılığı" hissetmediğimden, blog içlerinde en samimisi geliyor bana..
sonuç ve biryerlere bağlama cümlesi yok, bu kadar..
Perşembe, Ekim 04, 2007
porof.zihni sinir doğuş power center'da..
efenim maslak'ta artık bir power centerımız var demiştik bir zaman önce.. ismi power olsa da bana güdük bi'yer olarak geliyor biraz..yine de hiç yoktan iyidir.. neyse, bu mekanda uzunca bir süre okan bayülgen'in fotoğraf çalışmaları sergilenmişti.. şu günlerde ise en sevdiğimiz porof'un çalışmaları ve bunların vücut bulmuş hallerini görme fırsatını bize sundular.. açıkçası mekana sıcaklık katmış epeyce,hep dursa keşke.. çekebildiğim birkaç fotoyu ekliyorum buyrun, diğerlerini de filcklerim yakında..


not: ben foto işlemimi tamamladıktan sonra güvenlik görevlisi foto çekmenin yasak olduğunu söyledi,yani avm içinde foto yasağı varmıştı.. ben sadece çalışmaları çektim ve standta duran arkadaştan da onay almıştım deyince birşey demedi sevgili güvenlikçi arkadaşımız..sağolsun...-bi an makineyi alacak mı diye düşündümdü-


5.-6.
1.power centerımızın üst katından..
2.tv'de sakıncalı sahne çıkınca çevrilerek gözleri kapatan emzik procesi..
3.keman çalan saat..(bayıldım)
4.çekyatlı bank..
5.minik proceler standı..
6.dikey satranç..
günün james vidyosu da bizden olsun hadi..ehe.. tıklarsanız eğer laid huzurlarınızda..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





