seçmek ve vazgeçmek işte bütün mesele bu..
yok mesele o değil..
oy kullandığımız yer bu sene değişti.. ben ve ailem, benim ilkokulumda oy kullandık...
ve farkettim ki, okulun o geniiiiş bahçesini daraltmışlar... girişteki merdivenlerin mermer trabzanları kısalmış, basamak araları küçülmüş.. okulun o devasa kapıları, duvarları neredeyse alçalmış..
hiç de duymamıştım öyle bir yeniden yapılandırma olduğunu falan...
yeğenlerimin okuluna gittiğimde gördüğüm ufak tuvaletler, lavabolar, merdivenler, sıralar çok normaldi halbuki...
ya benim ilkokulum, kocaman değil miydi... kocamanlığı benim gözümde miydi..
özel not.. bir de ben ilkokulda yaşıtlarıma göre miniktim.. kimse ilkokula gittiğime inanmıyordu.. ehe
Pazartesi, Mart 30, 2009
Pazar, Mart 22, 2009
Cumartesi, Mart 07, 2009
Cuma, Şubat 20, 2009
başın göğe mi erdi..
ağlarcasına haykırıp, neden, ama niye, niçin diye sormak istemek, ama bunları sormanın anlamsızlığını hatırlayıp sormaktan vazgeçmek, büyüdüğünü anlamak, ama anlamak istememek... hep sormak istemek.. çünkü cevap beklemek... çünkü ümit etmek...
ümidin...
neyse...
ümidin...
neyse...
Çarşamba, Şubat 18, 2009
böyledir..
bazı insanlara baktığınızda kendinizi mutlu hisseder ve sahip olduğunuz-şeyler- için şükredersiniz...
bazı insanları gördüğünüzde kendinizi mutlu hisseder ve fakat hiçbir zaman sahip olamayacağınızı- şeyleri- hatırlayıp, burulursunuz..
bazı insanlara baktığınızda ise kendinizi şanslı hissetmenin acısını yaşarsınız...
bazı insanları gördüğünüzde kendinizi mutlu hisseder ve fakat hiçbir zaman sahip olamayacağınızı- şeyleri- hatırlayıp, burulursunuz..
bazı insanlara baktığınızda ise kendinizi şanslı hissetmenin acısını yaşarsınız...
Pazartesi, Şubat 02, 2009
sevgi..şans..
ismimin bu kadar çok olduğunun farkında değildim, çünkü farkettirmemişti insanlar..
ama geçen cuma taxim'de nereye girdiysem, nerede dolaştıysam, bulunduğum her mekanda, istisnasız, ismimi duydum.. kendimi farkettim..
evet insanlar çılgın gibi ismimi sayıklıyorlardı.. bazıları paçama yapışıyor, bırakmak istemiyor, yerlerde sürünüyordu... ben ne yapacağımı bilemez haldeyken......
şans eğer matematiksel birşeyse herkesinki eşit olmalı.. şanslı nasıl olunuyor o halde.. bir torbadan çekilen topun kırmızı çıkma şansı mıdır, topu kırmızı çekme şansı mıdır...
neyse işte...
ama geçen cuma taxim'de nereye girdiysem, nerede dolaştıysam, bulunduğum her mekanda, istisnasız, ismimi duydum.. kendimi farkettim..
evet insanlar çılgın gibi ismimi sayıklıyorlardı.. bazıları paçama yapışıyor, bırakmak istemiyor, yerlerde sürünüyordu... ben ne yapacağımı bilemez haldeyken......
* . * . * . * . * .* . * . * . * . * .* . * . * . * . * .* . * . * . * . * .* . * . * . * . * .
neyse işte...
Çarşamba, Ocak 14, 2009
Pazartesi, Ocak 05, 2009
iç yangısı..
bir yerlerde, birileri gülmeye hasretken, ağlamak için sebep arıyorsak...
free zone
şarkı: Chad Gadya - Chava Alberstein
free zone
şarkı: Chad Gadya - Chava Alberstein
Cumartesi, Aralık 27, 2008
niptuck..
Pazar, Aralık 21, 2008
avuç içi kadar..
aklıma takıldı..
farklı parfümler sürünmüş onca kişiye sarılıp, sigara dumanı kokan mekanlara girip çıkmama rağmen.. burnumda neden bir koku sabitlendi... neden o koku..püff..
koku demişken, burunları hassas hayvanlar kediler; çöplerin içine gömülüp yemek ararken pis çöp kokularını nasıl burunardı edebiliyorlar.. mideleri bulanmıyor mu.. algı seçiciliğiyle beraber tıkacılığı da yapabiliyorlar mı..
seversen sevilirsin, sev ki sevilesin gibi şeyler falan filan derler ya.. öyle olmaz ama hani ya da yorum farkıdır.. neyse,benim en sadık sevgililerim sayılar.. ben onları çok sevdiğimden onlar da bana oyunlar oynayıp sevindiriyor.. yoksa saate 17, 27, 37 ve 47 geçe bakmış olmamın başka bir açıklaması olabilir mi.. takıntı mı?? tesadüf mü??.. yok canım, ben sevgiden diyorum... yorum farkı diyelim buna da o halde..
avuç içi kadar mutluluk yeter diyor ya şarkıda.. avuç içi kadar mutluluk az mı.. sevdiğiniz birinin yüzünü avcunuzla iki yandan sarsanız, duyacağı ve duyacağınız mutluluk mesela.. dimi.. değil..
hmm.. ben mağazada falan birşey gördüğümde, aklıma biri(ler)ini getiriyorsa onu almayı ve hediye etmeyi seviyorum.. hatta kendime engel olamıyorum, o derece ki, samimi olduğum kişiler hadi neyse de, bazen çok yakın olmadıklarıma da yapıyorum... bu beni tuhaf gösteriyor olabilir mi ki...
sesim kısıldı.. iş çıkışı normalken sabah kalktığımda boğumlanmıştı.. gerçi karizmatik de denebilirdi ama teşbihte hata olmasın daha çok travesti gibiydi.. buna rağmen yılmadım ve toplum içine karıştım.. kağıt ve kalem almayı da ihmal etmedim.. konuşabilmenin değerini anladım.. konuşmayabilmenin rahatlığını yaşadım... susmanın zorluğunu kavradım... sanırım..
ve benim bir ağacım var artık.. çok şirin.. onu sevgiyle beslesem büyür mü.. hihi...


farklı parfümler sürünmüş onca kişiye sarılıp, sigara dumanı kokan mekanlara girip çıkmama rağmen.. burnumda neden bir koku sabitlendi... neden o koku..püff..
koku demişken, burunları hassas hayvanlar kediler; çöplerin içine gömülüp yemek ararken pis çöp kokularını nasıl burunardı edebiliyorlar.. mideleri bulanmıyor mu.. algı seçiciliğiyle beraber tıkacılığı da yapabiliyorlar mı..
seversen sevilirsin, sev ki sevilesin gibi şeyler falan filan derler ya.. öyle olmaz ama hani ya da yorum farkıdır.. neyse,benim en sadık sevgililerim sayılar.. ben onları çok sevdiğimden onlar da bana oyunlar oynayıp sevindiriyor.. yoksa saate 17, 27, 37 ve 47 geçe bakmış olmamın başka bir açıklaması olabilir mi.. takıntı mı?? tesadüf mü??.. yok canım, ben sevgiden diyorum... yorum farkı diyelim buna da o halde..
avuç içi kadar mutluluk yeter diyor ya şarkıda.. avuç içi kadar mutluluk az mı.. sevdiğiniz birinin yüzünü avcunuzla iki yandan sarsanız, duyacağı ve duyacağınız mutluluk mesela.. dimi.. değil..
hmm.. ben mağazada falan birşey gördüğümde, aklıma biri(ler)ini getiriyorsa onu almayı ve hediye etmeyi seviyorum.. hatta kendime engel olamıyorum, o derece ki, samimi olduğum kişiler hadi neyse de, bazen çok yakın olmadıklarıma da yapıyorum... bu beni tuhaf gösteriyor olabilir mi ki...
sesim kısıldı.. iş çıkışı normalken sabah kalktığımda boğumlanmıştı.. gerçi karizmatik de denebilirdi ama teşbihte hata olmasın daha çok travesti gibiydi.. buna rağmen yılmadım ve toplum içine karıştım.. kağıt ve kalem almayı da ihmal etmedim.. konuşabilmenin değerini anladım.. konuşmayabilmenin rahatlığını yaşadım... susmanın zorluğunu kavradım... sanırım..
ve benim bir ağacım var artık.. çok şirin.. onu sevgiyle beslesem büyür mü.. hihi...
Cumartesi, Aralık 06, 2008
servise koşarken..
sabah servise giderken genellikle yeter vaktim olsa da, yetişemeyecekmiş endişesiyle yürürkoşarım.. o sabah(0412) gerçekten geç kalmış ve koşturarak gidiyordum ki, gökyüzü ve caminin ışıkları aklımı çeldi.. saniyeler içindeki, çekerim çekemem.. çekmeye kalkışırsam servise geç kalırım düşünceleri arasında cep telimi çıkardım ve yavaş koşuyla çekmeye çalıştım.. zati çok başarılı fotoğraflar çekemeyen makinem yağlı boya tablo çıkardı...
bu fotoğrafı renk severlere armağan ediyorum.. (ne demek niye,alla allaaa içimden geldi sana ne..) ehe..
bu fotoğrafı renk severlere armağan ediyorum.. (ne demek niye,alla allaaa içimden geldi sana ne..) ehe..
Pazar, Kasım 30, 2008
yapmak isteyip yapamamak...
epey bir süredir otobüse binmemiştim, bugün değişiklik oldu bana..
şansıma yer de buldum..
birkaç durak sonra o bindi.. beyaz balıkçı üzerine beyaz tişört giymişti.. o kadar temiz, saf ve güzel görünmesi o beyazlıktan mıydı bilmiyorum.. ama üzeri ince değil miydi biraz..
ve sonra bana doğru yaklaşınca farkettim ki şortluydu da.. bu havada şort...
ayağında futbol için spor ayakkabısı.. çorapları daha dizine bile ulaşmamış, kısa... belli ki maça gidiyor ama, duruma, havaya uymayan bir görüntü gibi aslında..
bir an onun hissettiği ısıyı hayal edebilmek için üzerimdeki kabanın, hırkanın olmadığını vs düşündüm.. otobüsün içi fena değildi ama ürperdim yine de... o hiç üşümüyor gibiydi gerçi, bir de kendinden emin..
içimden sormak geldi, üşümüyor musun böyle diye.. soramadım tabii..hem salak ben.. dizine kadar uzun çorabı vardı da mı giymedi ya da üzerine giyecek montu, hırkası vardı da o mu bıraktı.. bir ihtimal tabii, belki annesinin ısrarına rağmen inatla giymedi montunu.. ama abisi olduğunu tahmin ettiğim diğerini incelediğimde, durumun inattan farklı olduğunu hissettim..
ve ne yapmak istedim..
maç yaptıktan sonra terlersin,böyle olmaz deyip çıkartıp hırkamı ona versem.. büyük müyük gelir ama... yok olmaz...
çıkartıp para versem... yuh.. oha bana yani..
buralarda üstbaş neresi satar ki... ama bu saatte bakkallar daha yeni açılıyor..bu da olmadı...
onlar otobüse bindiğinden itibaren başlayan ne yapabilirimlerle dolu cebelleşme süreci..
beylerbeyi'ne geldiğimizde indiler.. oradaki sahaya gidiyorlardı belli... geleceğin futbolcusu ve abisi..
bir anda ışık yandı bende.. üsküdar'a gidinceye kadar vakit de geçer, mağazalar açılır nasılsa.. nerede indiklerini de biliyorum.. birşeyler alır, geri döner onlara veririm.. olmaz mı.. olur mu.. yapmalı mıyım.. yapmamalı mıyım.. niye.. nasıl..
kılıfı bulmuştum.. 'eminim annen çok ısrar etti ama sen inatla giymedin.. ama sporcu kendine bakmalı' deyip aldıklarımı verecektim..
üsküdar'da sabah oldu niye derler ki..olmamıştı.. gün pazar ondan mı.. çorapçı da kapalıydı, spor mağazası da, ihraç fazlası falan satan yer de... hayal kırıklığım, iç burukluğum.. keşke herşeye rağmen hırkamı verseydim diye iç geçirişim..
dua edebildim sadece.. allahım sen o temiz çocuğu, abisini ve diğerlerini koru, gözet, yollarını aç...
şansıma yer de buldum..
birkaç durak sonra o bindi.. beyaz balıkçı üzerine beyaz tişört giymişti.. o kadar temiz, saf ve güzel görünmesi o beyazlıktan mıydı bilmiyorum.. ama üzeri ince değil miydi biraz..
ve sonra bana doğru yaklaşınca farkettim ki şortluydu da.. bu havada şort...
ayağında futbol için spor ayakkabısı.. çorapları daha dizine bile ulaşmamış, kısa... belli ki maça gidiyor ama, duruma, havaya uymayan bir görüntü gibi aslında..
bir an onun hissettiği ısıyı hayal edebilmek için üzerimdeki kabanın, hırkanın olmadığını vs düşündüm.. otobüsün içi fena değildi ama ürperdim yine de... o hiç üşümüyor gibiydi gerçi, bir de kendinden emin..
içimden sormak geldi, üşümüyor musun böyle diye.. soramadım tabii..hem salak ben.. dizine kadar uzun çorabı vardı da mı giymedi ya da üzerine giyecek montu, hırkası vardı da o mu bıraktı.. bir ihtimal tabii, belki annesinin ısrarına rağmen inatla giymedi montunu.. ama abisi olduğunu tahmin ettiğim diğerini incelediğimde, durumun inattan farklı olduğunu hissettim..
ve ne yapmak istedim..
maç yaptıktan sonra terlersin,böyle olmaz deyip çıkartıp hırkamı ona versem.. büyük müyük gelir ama... yok olmaz...
çıkartıp para versem... yuh.. oha bana yani..
buralarda üstbaş neresi satar ki... ama bu saatte bakkallar daha yeni açılıyor..bu da olmadı...
onlar otobüse bindiğinden itibaren başlayan ne yapabilirimlerle dolu cebelleşme süreci..
beylerbeyi'ne geldiğimizde indiler.. oradaki sahaya gidiyorlardı belli... geleceğin futbolcusu ve abisi..
bir anda ışık yandı bende.. üsküdar'a gidinceye kadar vakit de geçer, mağazalar açılır nasılsa.. nerede indiklerini de biliyorum.. birşeyler alır, geri döner onlara veririm.. olmaz mı.. olur mu.. yapmalı mıyım.. yapmamalı mıyım.. niye.. nasıl..
kılıfı bulmuştum.. 'eminim annen çok ısrar etti ama sen inatla giymedin.. ama sporcu kendine bakmalı' deyip aldıklarımı verecektim..
üsküdar'da sabah oldu niye derler ki..olmamıştı.. gün pazar ondan mı.. çorapçı da kapalıydı, spor mağazası da, ihraç fazlası falan satan yer de... hayal kırıklığım, iç burukluğum.. keşke herşeye rağmen hırkamı verseydim diye iç geçirişim..
dua edebildim sadece.. allahım sen o temiz çocuğu, abisini ve diğerlerini koru, gözet, yollarını aç...
Salı, Kasım 11, 2008
mustafa..
ne diyerek başlayayım.. can dündar'a çok teşekkür edeyim mesela, ilk satırdan..
film henüz vizyona girmemişken, ancak konuşuluyorken yine de, "can dündar nasılsa rahat, kimse onun atatürk sevgisini sorgulayacak değil, kendisi öyle bir konumda değil ki" şeklindeki görüşteydim.. film izlendikten sonra konuşulanları az çok duyunca, neler oluyormuş bu ülkede dedim yine.. neyse..
filmi izledikten sonra neler hissettim, neler düşündüm.. bundan kime ne, ama azcık birazcık söylemesem olmaz.. teşekkürümü sebeplendirmem gerekir diye belki..
bir kişiye, bir kesime değil herkese yapılmış bir atatürk filmi mustafa, ama daha çok da ezber sevmeyenlere..
kimi eleştirilerin tam tersine, tam da bu zamanlarda yapılmasının en iyisi olduğu.. herkesin, başını önüne mi eğer, şapkasını önüne mi koyar, aynanın karşısına mı geçer bilmem, nasıl yaparsa yapsın, olan biteni herşeyiyle düşündüren bir film..
mustafa kemal mitoloji karakteri, 'super' kahraman, hayal ürünü falan değil.. sihirli değnek kullanmadı.. tamam biliyoruz da, gerçekten biliyor muyduk diye dürten bir film...
hırslı, kararlı, cesur, kafaya koyduğu şeyi yapmanın ne demek olduğunu, ne sonuçlar getirebileceğini bilen, gören ve bunlara rağmen vazgeçmeyen bir devlet adamı.. bir erkek.. bir insan filmi...
atatürk sevgimi yoğunlaştıran bir film..
satırları, kelimeleri çekip bükerek anlatılacak, eleştirilecek parçacıklı bir film değil ama.. bütünüyle film..
aslında öz olarak, izlemeniz gereken bir film...
sevgiyle..
film henüz vizyona girmemişken, ancak konuşuluyorken yine de, "can dündar nasılsa rahat, kimse onun atatürk sevgisini sorgulayacak değil, kendisi öyle bir konumda değil ki" şeklindeki görüşteydim.. film izlendikten sonra konuşulanları az çok duyunca, neler oluyormuş bu ülkede dedim yine.. neyse..
filmi izledikten sonra neler hissettim, neler düşündüm.. bundan kime ne, ama azcık birazcık söylemesem olmaz.. teşekkürümü sebeplendirmem gerekir diye belki..
bir kişiye, bir kesime değil herkese yapılmış bir atatürk filmi mustafa, ama daha çok da ezber sevmeyenlere..
kimi eleştirilerin tam tersine, tam da bu zamanlarda yapılmasının en iyisi olduğu.. herkesin, başını önüne mi eğer, şapkasını önüne mi koyar, aynanın karşısına mı geçer bilmem, nasıl yaparsa yapsın, olan biteni herşeyiyle düşündüren bir film..
mustafa kemal mitoloji karakteri, 'super' kahraman, hayal ürünü falan değil.. sihirli değnek kullanmadı.. tamam biliyoruz da, gerçekten biliyor muyduk diye dürten bir film...
hırslı, kararlı, cesur, kafaya koyduğu şeyi yapmanın ne demek olduğunu, ne sonuçlar getirebileceğini bilen, gören ve bunlara rağmen vazgeçmeyen bir devlet adamı.. bir erkek.. bir insan filmi...
atatürk sevgimi yoğunlaştıran bir film..
satırları, kelimeleri çekip bükerek anlatılacak, eleştirilecek parçacıklı bir film değil ama.. bütünüyle film..
aslında öz olarak, izlemeniz gereken bir film...
sevgiyle..
Pazar, Kasım 02, 2008
vizesiz bir hayat olsun..
yani vizesiz bir dünya olsa, istediğimiz zaman oradan oraya gezebiliyor olsak..
ertesinde pasaportumu almaya gittiğimde diyaloğa girdiğim polis memurunu anmadan geçemeyeceğim.. arabalıydım ve aslında emniyet müdürlüğü çevresine park edilmesine izin verilmiyordu, hatta buna şahit de olmuştum..amaa.. neyse.. arabayı park ettim.. koşar adım binaya gidiyorum ki, polis memuru seslendi..
öyle ya üç günlük hayat, başka topraklara ayak basıp, farklı havaları solumak istediğimizde ayrıntılarla uğraşmasak.. (gerçi yani ülkende heryeri gezdin mi diye soran olabilir.. ama konuyla ilgisi yok diye cevaplayacağım..)
konu dünya vatandaşı olabilmek.. ama asıl konu bu da değil yine..
vize öncesi pasaport yenileme sürecinde işyerinden izin alıp, bir anda yaşamaktan bezdiğim ve hayatı iki satır arasına sıkıştırdıktan sonra herşeyden vazgeçebilecek ruh haline büründüğüm, güneşli sayılabilecek bir gündü... tüm bunların hepitopu emniyet müdürlüğü, banka, emniyet müdürlüğü zigzagları çizdiğim yarım saatlik süre boyunca olduğu düşünüldüğünde, ya hayatı hızlı yaşıyordum ya da kısaltıyordum.. neyse..
canıma tak demişti.. işlerim neden ters gidiyordu, daha 2 hafta önce pasaport harcı emniyette yatırılabiliyorken şimdi tam da ben yapacakken değişmişti sanki.. bankadakiler de başka bir gıcıklıktı... neden yaşıyordum ki, neden pasaport yenilemeye, neden gezip dolaşmaya, hayattan keyif almaya çalışıyordum ki.. bunları yapsam da yapmasam da ölecektim, birgün.. kime ne, ne yaptığımdan, neden yaptığımdan.. bana ne.. amaan şeklindeydim...
ve ve birşey yeşerdi.. evet evet.. olumluluk meleğim ancak uyanmıştı..ve fısıldadı.. hadi burda oturup kendini yiyeceğine git ortaköy'e bi kahvaltı yap, nasılsa beklemek zorundasın bari karnını doyur.. allahım!yine çok mantıklıydı..
tost falan yemeyecektim.. kahvaltıydı madem kahvaltı olmalıydı..
tabağım öyle çok alengirli değildi, ama gelmesiyle keyfim arttı.. hava güzel.. iş saatinde ben ortaköy'deyim, az biraz özgürlük.. rutinin dışında bir durum.. oohh..
kendimi harika hissediyordum, işe döndüğümde arkadaşlarım bana ne olduğunu falan sordular, pms bile vız gelir.. o derece.. eheh..
ertesinde pasaportumu almaya gittiğimde diyaloğa girdiğim polis memurunu anmadan geçemeyeceğim.. arabalıydım ve aslında emniyet müdürlüğü çevresine park edilmesine izin verilmiyordu, hatta buna şahit de olmuştum..amaa.. neyse.. arabayı park ettim.. koşar adım binaya gidiyorum ki, polis memuru seslendi..
-hanımefendi park etmeye izin vermiyoruz yalnız..
-(biliyordum, biliyordum.. izin vermiyolar işte, yine de..) hmm pasaportum hazır,hemen onu alacağım sadece 5 dakika..(kesin malesef falan filan dicek..)
-hmm 5 dakikaysa izin verebilirim buna..
-(şok..şok şok..şok...mutluluk!) çok teşekkürler..
içeri girdim pasaportumu aldım çıktım.. tekrar teşekkür etmeye hazırlanıyordum ki ikinci şoku yaşadım..
-alabildiniz mi pasaportunuzu..
-(yüzümde yayvan bir mutluluk gülümsemesiyle) evet aldım, çok teşekkürler.. kolay gelsin size..
günüm yine harika geçmişti.. insanların hala varolduğunu görmek beni mutlu ediyor..
işte sırf bu yüzden yaşıyorum ben de..
haa..vize için başvurmaya gittiğimizde merkezi su bastığından ve geçici bir süre başvuru alınmadığından bahsetmedim.. ama polyanna ruhu sağolsun, yine buldum bir kapı kaçtım harikalar diyarına.. birgün önce başvurmuş olsaydık içeride sular altında kalan evraklar bizimkiler olacaktı, en azından sağlamdaydık... yaa.. öyle işte... bekliyoruz bakalım...
Perşembe, Ekim 30, 2008
Hocam, sen virüs nasıl yayılır bilir misin?
4 Perdelik Trajikomedi
Perde 1
"Tüm Kapatmalar Hukuka Aykırı isimli" yazı Leeds Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yaman Akdeniz ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, İnsan Hakları Merkezi üyesi Kerem Altıparmak tarafından yazılmış ve 20 Ekim'de bianet'te yayınlanmıştı. Oktar'ın bugüne kadar aynı gerekçelerle Silivri ve Gebze mahkemelerine yaptığı başvuruların sonucunda 61 sitenin erişime kapatıldığını hatırlatan Akdeniz ve Altıparmak, bu durumun mahkemelerin yorum yöntemlerini kullanmasıyla ilgili bir sorundan kaynaklandığını belirtiyordu. Buna göre, 5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"u es geçen mahkemeler, hakaretle ilgili diğer düzenlemeleri uyguluyor. Oysa, konuya ilişkin özel bir düzenleme getiren 5651 sayılı kanunun uygulanması gerekir. Bu kanunda da sitelerin erişime kapatılması gibi bir düzenleme bulunmuyor. Akdeniz ve Altıparmak, hali hazırda kapatılacak siteye kapatmadan önce savunma hakkı verilmediğine, birçok durumda kapatmaya gerekçe gösterilmediğine de dikkat çekiyordu.
Yazının tamamı için
Perde 2
A.O ve avukatları Bianet'e, aba altından soba gösteren bir tehdit mektubu yollarlar, ki bu mektubun tarzı yaklaşık şöyledir: "Sitedeki, müvekkillerim ile ilgili söz konusu hukuka aykırı
yayınların 24 saat içinde yayından çıkarılmasını talep ediyor, aksi halde bu yayınların kaldırılması amacıyla mahkemeye başvurmak zorunda kalacağımızı ihtaren bildiriyoruz. Benzeri durumda, Türk Mahkemeleri başta wordpress.com, richarddawkins.net, egitimsen.org.tr ve
groups.google, gazetevatan.com sitesi olmak üzere çok sayıda internet sitesine Türkiye'den erişimi yasaklamışlardır. Bu nedenle milyonlarca kişi halen bu sitelere Türkiye'den ulaşılamamaktadır."
Yazının tamamı için
Perde 3
Bianet bu tehdite aldırmaz, avukatlara sorar, ilgili yazıda hakaret
içeren hiçbir şey olmadığını vurgular, bir de utanmadan "kapamıyoruz"
diye bir yazı koyar ana sayfasına.
Yazının tamamı için
Perde 4
Ama işte internet öyle bir şeydir ki, okunmasını istemediğiniz yazılar
bile, bir bakarsınız bloglarla, gazete yorumlarıyla, facebook'la,
email gruplarıyla, ekşi'de, sosyomat'ta, wiki'de, bigu'da,
friendfeed'de, twitter'da ve daha binlerce sosyal platformda birden
yayılıverir. Bu bilgi çağında bilgiye erişimi engellemek zor be hocam,
ne yaparsın.
Bir de, tdk.gov.tr katkılarıyla bilginize sunarız:
Eleştiri - is. 1. Bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış
yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi, tenkit.
Hakaret - is. (haka:ret) 1. Onur kırma, onura dokunma. 2. Küçültücü
söz veya davranış.
Sansüre Sansür Hareketi
Perde 1
"Tüm Kapatmalar Hukuka Aykırı isimli" yazı Leeds Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yaman Akdeniz ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, İnsan Hakları Merkezi üyesi Kerem Altıparmak tarafından yazılmış ve 20 Ekim'de bianet'te yayınlanmıştı. Oktar'ın bugüne kadar aynı gerekçelerle Silivri ve Gebze mahkemelerine yaptığı başvuruların sonucunda 61 sitenin erişime kapatıldığını hatırlatan Akdeniz ve Altıparmak, bu durumun mahkemelerin yorum yöntemlerini kullanmasıyla ilgili bir sorundan kaynaklandığını belirtiyordu. Buna göre, 5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"u es geçen mahkemeler, hakaretle ilgili diğer düzenlemeleri uyguluyor. Oysa, konuya ilişkin özel bir düzenleme getiren 5651 sayılı kanunun uygulanması gerekir. Bu kanunda da sitelerin erişime kapatılması gibi bir düzenleme bulunmuyor. Akdeniz ve Altıparmak, hali hazırda kapatılacak siteye kapatmadan önce savunma hakkı verilmediğine, birçok durumda kapatmaya gerekçe gösterilmediğine de dikkat çekiyordu.
Yazının tamamı için
Perde 2
A.O ve avukatları Bianet'e, aba altından soba gösteren bir tehdit mektubu yollarlar, ki bu mektubun tarzı yaklaşık şöyledir: "Sitedeki, müvekkillerim ile ilgili söz konusu hukuka aykırı
yayınların 24 saat içinde yayından çıkarılmasını talep ediyor, aksi halde bu yayınların kaldırılması amacıyla mahkemeye başvurmak zorunda kalacağımızı ihtaren bildiriyoruz. Benzeri durumda, Türk Mahkemeleri başta wordpress.com, richarddawkins.net, egitimsen.org.tr ve
groups.google, gazetevatan.com sitesi olmak üzere çok sayıda internet sitesine Türkiye'den erişimi yasaklamışlardır. Bu nedenle milyonlarca kişi halen bu sitelere Türkiye'den ulaşılamamaktadır."
Yazının tamamı için
Perde 3
Bianet bu tehdite aldırmaz, avukatlara sorar, ilgili yazıda hakaret
içeren hiçbir şey olmadığını vurgular, bir de utanmadan "kapamıyoruz"
diye bir yazı koyar ana sayfasına.
Yazının tamamı için
Perde 4
Ama işte internet öyle bir şeydir ki, okunmasını istemediğiniz yazılar
bile, bir bakarsınız bloglarla, gazete yorumlarıyla, facebook'la,
email gruplarıyla, ekşi'de, sosyomat'ta, wiki'de, bigu'da,
friendfeed'de, twitter'da ve daha binlerce sosyal platformda birden
yayılıverir. Bu bilgi çağında bilgiye erişimi engellemek zor be hocam,
ne yaparsın.
Bir de, tdk.gov.tr katkılarıyla bilginize sunarız:
Eleştiri - is. 1. Bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış
yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi, tenkit.
Hakaret - is. (haka:ret) 1. Onur kırma, onura dokunma. 2. Küçültücü
söz veya davranış.
Sansüre Sansür Hareketi
Çarşamba, Ekim 29, 2008
Bedava Digiturk İzle, Bedava Film İndir
Sayın DigiTurk PR Departmanı Yetkilisi,
Ticari kaygınız nedeniyle istemeden ve farkında olmadan pek çok blog yazarının kişisel özgürlüğünü elinden aldınız.Bunun beklenen sonucu olarak, an itibariyle, pek çok blog yazarı hem ailelerinin hem de dostlarının Digiturk aboneliklerini iptal ettirmeyi düşünüyor.
Müşteri kitlenizin en üst tabakasında yer alan, sinema paketleri ve yabancı dil kanallarının izleyicilerinin aynı zamanda Türkiye’de en aktif blog kullanıcıları olduğu gözünüzden kaçmaması gereken bir gerçek.Marka imajınızın özellikle A+ grupta yerin dibine geçtiğinin ve geçmeye devam ettiğinin bilincinde olmalısınız.
Eğer markanızı düşünüyorsanız, ve bu yaptıklarınızdan dolayı üzgünseniz size Sansüre Sansür hareketine ana sponsor olmayı öneririm:
http://sansuresansur.org/
Saygılarımla,
Bir Blog Yazarı (phoenixia)
—
not:Başlık hem SEO, hem de ironi amaçlıdır.
not 2:Eğer şu an yasaklanmamış bir blogunuz varsa sizi de benzer bir çağrı yapmaya davet ediyorum (evet bu bir mimdir, ve bu yazıyı okuyan her blog yazarı bu mim’e davetlidir)
not 3:Konu ile ilgili yorum ve düşüncelerinizi duymaktan mutlu olacağım.
not 4:Blogunuzda bu konuyla ilgili tepkinizi belirmeye üşenmeyin (bkz: not 2)
not 5:Fikrin başladığı orijinal blog: http://merickara.net/?p=201
mimlendim...
Ticari kaygınız nedeniyle istemeden ve farkında olmadan pek çok blog yazarının kişisel özgürlüğünü elinden aldınız.Bunun beklenen sonucu olarak, an itibariyle, pek çok blog yazarı hem ailelerinin hem de dostlarının Digiturk aboneliklerini iptal ettirmeyi düşünüyor.
Müşteri kitlenizin en üst tabakasında yer alan, sinema paketleri ve yabancı dil kanallarının izleyicilerinin aynı zamanda Türkiye’de en aktif blog kullanıcıları olduğu gözünüzden kaçmaması gereken bir gerçek.Marka imajınızın özellikle A+ grupta yerin dibine geçtiğinin ve geçmeye devam ettiğinin bilincinde olmalısınız.
Eğer markanızı düşünüyorsanız, ve bu yaptıklarınızdan dolayı üzgünseniz size Sansüre Sansür hareketine ana sponsor olmayı öneririm:
http://sansuresansur.org/
Saygılarımla,
Bir Blog Yazarı (phoenixia)
—
not:Başlık hem SEO, hem de ironi amaçlıdır.
not 2:Eğer şu an yasaklanmamış bir blogunuz varsa sizi de benzer bir çağrı yapmaya davet ediyorum (evet bu bir mimdir, ve bu yazıyı okuyan her blog yazarı bu mim’e davetlidir)
not 3:Konu ile ilgili yorum ve düşüncelerinizi duymaktan mutlu olacağım.
not 4:Blogunuzda bu konuyla ilgili tepkinizi belirmeye üşenmeyin (bkz: not 2)
not 5:Fikrin başladığı orijinal blog: http://merickara.net/?p=201
mimlendim...
Cumartesi, Ekim 11, 2008
poker..
bilmiyorum.. oynayabilir miydim bilmiyorum..
hakkında bildiğim tek şey, renk vermemek gerekliliği..
sanırım artık daha az renk veriyorum.. belki daha da gelişecek..
gerçi gelişmek mi emin değilim..
renk vermeyi isteyip istememek bana bağlı..
poker oynamıyoruz ki.. kazanmak yok, kaybetmek yok.. dimi..
hakkında bildiğim tek şey, renk vermemek gerekliliği..
sanırım artık daha az renk veriyorum.. belki daha da gelişecek..
gerçi gelişmek mi emin değilim..
renk vermeyi isteyip istememek bana bağlı..
poker oynamıyoruz ki.. kazanmak yok, kaybetmek yok.. dimi..
yolda..
yürürken mesela, biriyle yolum çakıştığında-ki onun nazarında çakışan bişi yoktur.. ben, onun yoluna çıkmışımdır tabii..- neden hep ben yana kayarım ve diğeri geçer.. ya da çarpraz geçişlerde neden ben durur diğerinin geçmesini beklerim..
Pazartesi, Ekim 06, 2008
karakalem..
eskiden epey bir uğraşırdım, karakalem resim yapmayla.. akrilikle tanıştıktan sonra renkleri de sever oldum.. neyse.. konu bu değil.. bir paylaşım, bir hatırlatma olsun dedim..
karakalem( renklileri de var aslında bu kalemlerin) resimlerinizin daha sonra etrafa bulaşmasını ve resmin bozulmasını engellemek, yani çizimi sabitlemek için saç spreyi kullanabilirsiniz.. sabitleyici cinsten püskürtmeli spreyler iş görüyor.. 10cm kadar mesafeden eşit şekilde ince bir doku oluşturacak şekilde püskürtünüz ve içiniz rahat etsin..
karakalem( renklileri de var aslında bu kalemlerin) resimlerinizin daha sonra etrafa bulaşmasını ve resmin bozulmasını engellemek, yani çizimi sabitlemek için saç spreyi kullanabilirsiniz.. sabitleyici cinsten püskürtmeli spreyler iş görüyor.. 10cm kadar mesafeden eşit şekilde ince bir doku oluşturacak şekilde püskürtünüz ve içiniz rahat etsin..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











