sevmediği halde sırf para kazanmak için çalışan insanların çoğu, aslında orada çalışmıyor olsalar başka bi .ok yapamayacak ve kendilerine sosyal bir ortam oluşturamayacak kadar hayata pasif insanlardır.... hatta sevmedikleri halde çalışıyor olmalarının paradan önceki gizli sebebi, çevrelerinde birilerinin olmasını sağlamaktır..
-kanat çırpmayı bırakıp kendini rüzgara bırakan phoenix
Çarşamba, Temmuz 19, 2006
Cumartesi, Temmuz 15, 2006
düğümlenmek..

kalbi ağrımak.. kalbin avuçlanması.. burnunun direği sızlamak.. ne güzel tabirlerdir, hissedileni anlatmak için...ama bu değil boğazımı düğümleyen...
keskin ve derin bir öksürükle boğazıma, mideme oturmuş olan o bilinmezi kusmak dışarı atmak istiyorum...
aslında rest çekmek istiyorum dünyaya, hayata... rest nedir bildiğimden mi sanki.. bir isyanı, bir düello çağrısını anımsattığı için kullanmak istiyorum... don kişotvari savaşmak için bile olsa...
anasını satayım,iskambil kağıtlarıyla aram da olmadı ki hiç, tabirleri bileyim ve yeni bir benzetme yapayım, hayatla oynadığım oyunda hissettiğim yenilgi için..
ama gerekirse senle rus ruleti de oynarım hayat...duydun mu...yenmek amaç değil, meydan okumak için sadece.. karşında ben varım demek için...tüm kovanlar boşa dönmüş(silah bilgim de yok işte..) herkes sırasını savmış ve son kalan ben olsam dahi elim titremeden çekerim tetiği...
ne güzel söylerler halbuki..hayatla mücadele etmeyin,yaşadığınız karşılaştığınız her olayı kabullenin,bağrınıza basın diye... ama ya,tarih tekerrür ediyor..insan tekamül edemiyor bir türlü...dön başa,dön başa..."hayat bu..hayatın gerçeği bu..." birşeyi değiştirme gücü ve isteği olamayanların söylediği, benim de zaman zaman kullandığım ifadeler... olması gereken kabulleniş bu değil..çünkü bu kabulleniş değil.. kılıf bu sadece, zayıflığımıza, yapamazlığımıza, vazgeçmişliğimize bulduğumuz kılıf...geçen bi arkadaşıma, "inanır mısın,insanlara itimadım,inancım kalmadı"..dedim.. ben..yani benim... çünkü... "insan kendini sürekli kendisiyle aldatıyorsa..kendine inanamazsa..kime inanır..."
... "ben bile bunu yapıp düşünüyorken" ile başlayan cümlelerin sayısı arttıkça, yaşadıklarının, aslında yaşadığını sandığın şeye dönüşmesi doğallaşır...herşey suni,herşey yalan gelir...tüm bu kendimi tüketmişliğimle, nereden buluyorsam hala bu hoyratlığı.. gördüklerime, duyduklarıma isyan edip, açıyorum bayrağımı...
Cuma, Mayıs 26, 2006
şöhret..

hani televizyondaki magazin programlarında ünlülerin tuhaf hallerini, açıklamalarını, hareketlerini görürüz de, anlam veremeyiz.. ne gerek var böyle konuşmalara deriz misal... özellikle de, şu anda olmasa bile, zamanında neredeyse hergün adından bahsedilen, içtiği su, yediği yemek olay olan şöhretlerin, o şaaşalı dönemleri sonrasında yapıp-ettiklerini görünce... kardeşim hiç yakışıyor mu sana, ucuz hareketler ve sözlerlerle gündem olmaya çalışmak deriz... ama şöhret olmak ya da popüler olmak diyelim bağımlılık yapıcı birşey... ve herkesin her an gözbebeği iken birden akıllara bile gelmeyen biri olmayı hazmedebilir mi bu bağımlılık şarabından içmiş kişi..
kendi özel yaşantılarımızda da öyle değil midir... birilerinin biriciği, gözbebeği, bir tanesi olmaya, özel hissetmeye alışmış ve kanıksamışken... o kişinin, hiçkimsenin hiçbirşeyi olmak acıtmaz mı canı...yalan "şöhretler" peşinde koşmaz mı insan...ya da hiçbirşeyliğe düşmemek uğruna, herşey olmaktan da vazgeçmez mi...
Çarşamba, Mayıs 17, 2006
ölümsüzlük..

Bir film ya da çizgi film karakteri olsaydım keşke diye geçti mi içinizden hiç..
öyle kurşunlar atıldıkça ölmemek, arabaların, binaların tepelerinden atlayıp uçmak için değil ama sadece… dostunuzun/düşmanınızın sayısını bilemeyeceğiniz kadar çok olması, gerçek ölümsüzlük formülünün bizzat kendisi olmak için… ben az önce böyle birşeyi isteyebileceğimi farkettim.. gerçi kulağa geldiği kadar güzel birşey olmayabilir, ne de olsa karakterler keskinliği ölçüsünde akılda kalıcı olur.. keskinlikler ise değişime kapalıdır… değişmeyecek, hep aynı kalacak ama ölümsüz olacaksın… kötü bir kahramansan kötülüğü, iyi isen iyiliği yaşayacaksın sonsuzlukta.. vampirle görüşme’de çocuk kahramanın ve hatta onun vampir olmasına neden olan diğer vampirin isyan sebebi… her ne kadar oradaki isyanın temeli “küçük” kızın fiziksel değişimleri yaşayamadığı yönünde olsa da, mantıklar benziyor.. tüm yaşantın sana biçilen kaftan kadar olacak… “normal” insan olmanın yükseliş ve düşüşlerinden, tat ve acılarından uzak… bağımsızlığına çok düşkün değilsen kabullenebilinir sanki, ama ya özgürlük.. bir ağaçsan misal, ağaç olarak yaşayacaksın, koşmadan, gülmeden,arkadaşlarınla eğlenmeden ama sonsuza kadar…(yerim öle sonsuzluğu)
Peki, filmlerden gerçek yaşama dönelim.. teorikte sahip olduğumuz o değişim, gelişim özgürlüğünü ne kadar yaşayabiliyoruz ki… yarattığımız bir film/çizgi film kahramanı da yoksa eğer, ağaç formatındaki insanlar değil miyiz, üstelik sonsuza kadar da yaşayacak değiliz..
neyse işte..öyle..estiler yine..:)
Perşembe, Mart 02, 2006
biricikler...
çocuğun büyümesi istenmediği için anne babasının ufak çocuğudur insan hep... geçen gün iremi düşündüm de,okula gidecek 2 sene sonra.. yani benim minik kuşum, tatlı meleğim okulla başlayan hayat hengamesinin içine girecek... girmese halbuki hep böyle kalsa, "teeze sen şimdi benim arkadaşımmışsın.."sen şimdi hastaymışsın,ben doktormuşum.." lu cümleler kursa, sırf şımarıklığından saçma sapan birşey için ağlamaklık yapsa, boyundan büyük laflar etse..etse ama hiç büyümese...
ne tuhaf hissedecek kimbilir, okuldaki ilk günlerinde,senelerinde... ilk başta hoşuna gidcek, değişiklik olacak... sonra, yarışmalar, koşturmacalar... benim biriciğime çelme atacak belki birisi, hiç bilmediği bir "dövüş"ün önce seyircisi sonra oyuncusu olacak.... biz ona sevmeyi,paylaşmayı öğretirken şaşıracak olan bitenlere... ya da şaşırmayıp ayak mı uyduracak,miniciğim... güçlü olmak,kendini yedirmemek uğruna yiyecek mi başkalarını... bile,isteye can mı yakacak...
gitmeseniz okula..hep böyle kalsanız.. gerçi siz ne olursanız olun benim iremim ve keremim olcaksınız..yazmışım 03/02/2006'da...öyle bir ruh halim varmış demek...
irem ilk koşturmaca için ilk adımını attı.. "seyreltik okul provası" şeklinde,anaokuluna gidiyor..dün başladı, haftanın birkaç günü gidecek... hoşuna da gitmiş keratanın...değişik arkadaşlar, oyunlar vs... neyse iyi olsun, mutlu olsun da...
tuhaf bişi, zor bişi çocuk sahibi olmak..sağlam yürek ister sanırım..her anlamda sağlamlık hatta...
ne tuhaf hissedecek kimbilir, okuldaki ilk günlerinde,senelerinde... ilk başta hoşuna gidcek, değişiklik olacak... sonra, yarışmalar, koşturmacalar... benim biriciğime çelme atacak belki birisi, hiç bilmediği bir "dövüş"ün önce seyircisi sonra oyuncusu olacak.... biz ona sevmeyi,paylaşmayı öğretirken şaşıracak olan bitenlere... ya da şaşırmayıp ayak mı uyduracak,miniciğim... güçlü olmak,kendini yedirmemek uğruna yiyecek mi başkalarını... bile,isteye can mı yakacak...
gitmeseniz okula..hep böyle kalsanız.. gerçi siz ne olursanız olun benim iremim ve keremim olcaksınız..yazmışım 03/02/2006'da...öyle bir ruh halim varmış demek...
irem ilk koşturmaca için ilk adımını attı.. "seyreltik okul provası" şeklinde,anaokuluna gidiyor..dün başladı, haftanın birkaç günü gidecek... hoşuna da gitmiş keratanın...değişik arkadaşlar, oyunlar vs... neyse iyi olsun, mutlu olsun da...
tuhaf bişi, zor bişi çocuk sahibi olmak..sağlam yürek ister sanırım..her anlamda sağlamlık hatta...
Salı, Ocak 31, 2006
i wish...
ne hayaller kuruyor insan.. hayal bu adı üstünde, ama nedense büyüdükçe hayaller gerçekçiliğe bürünüyor...hayaller uçarı olsa da, dayanakları mantıklı kılınmaya çalışılıyor..."şimdi gözümü kapatcam pıt diye bulutların üstüne çıkcam" ya da "şimdi mesela bi anda nerde olmak istesem oraya gidiversem, ışınlanmak gibi, bilim adamları moleküler bölünmeyi..bıdır bıdır bıdır..."
hayallerin ötesinde dileklerimiz var.. her türlü şey için bir dilek.. sanki kocaman bir dilek kuyusu varmış gökyüzünde-hep gökyüzünde olur böle şeyler- atıveriyormuşuz oraya hepsini... hayallerden daha gerçekçi olmasa da,daha inanılırdırlar...
"i wish.."
"..hayatımın bir kısmını çıkarabilcek olsam.. yok çıkartmıyım hiçbiryerini..ama neden kendime yabancı hissediyorum kendimi... su bulsam bi çeşit, yıkasam kendimi, hayatımı...hayatım değişmese,ama temizlense bir nevi..."
öyle işte...
"i'm playing the game
the one that will take me to my end
i'm waiting for the rain
to wash who i am"
hayallerin ötesinde dileklerimiz var.. her türlü şey için bir dilek.. sanki kocaman bir dilek kuyusu varmış gökyüzünde-hep gökyüzünde olur böle şeyler- atıveriyormuşuz oraya hepsini... hayallerden daha gerçekçi olmasa da,daha inanılırdırlar...
"i wish.."
"..hayatımın bir kısmını çıkarabilcek olsam.. yok çıkartmıyım hiçbiryerini..ama neden kendime yabancı hissediyorum kendimi... su bulsam bi çeşit, yıkasam kendimi, hayatımı...hayatım değişmese,ama temizlense bir nevi..."
öyle işte...
"i'm playing the game
the one that will take me to my end
i'm waiting for the rain
to wash who i am"
Perşembe, Ocak 26, 2006
yolcu yolunda..

insan kendini hiçbiryere ait hissedemez bazen.. nereye ait olduğunu bilemez ya da.. orası, burası..başı,sonu..ortası.. cık!değildir.. bulunduğun yerin dışında "başka" bir yerdir, hatta zaman...
ne zaman ki yola çıkarsın, uzaaak yollara, anlarsın ki yerin yollardır.. şehirler, insanlar, memleketler.. ama nedense bir evin de olmalı illa ki diye düşünürsün.. yarı göçebe, yarı ait.. göçebeliğe bile ait olamayış... çok mu edebiyat yaptık, aitlik edebiyatı daha bir uzun olurdu aslında,konu başka.. yazıp, anlatınca hissettiğin zamanki etkisini veremiyorsun işte... kendine bile...
Cuma, Ocak 06, 2006
anlam...
anlam anlam..anlam..anlamlı bişiler söylemek gerek, mi.. anlamsızca konuşurken, bir anlam çıkar mı... sözlerim kim için ne anlam ifade eder, eder mi?birinin bir diğeri için yaptığı bir hareket,söylediği bir söz ne zaman anlam kazanmaya başlar ve niçin? anlamın anlaşılması mıdır, anlamlı kılan..daha anlamlı olsun diye neden denir.. dahayı katan kişiye özel olması mıdır.. özel olmasını sağlayan nedir, anlatılmak istendidiği şekilde anlaşılması mı...
olaylar, durumlar, sözler, hareketler olduğu andaki anlamını taşıyabilir mi, üzerinden zaman geçtikten sonra ya da durum şartları değiştiğinde.. anlamını kaybeder mi.. anlamın,artması da, azalması da bir kayıp değil mi... aslolanın değişmesi değil mi...
anlayan insan bulmak neden zordur da, kaybetmesi çok kolaydır, onca anlayışa rağmen...biryerlerde yanlış anlaşılma mı olmuştur.. anlayan insana, anlayan niteliğini katan neydi ki o halde,denmez mi...
sorular biter mi.. bittiğinde cevaplar mı başlar..cevap ne zaman başlar...başlamalı mı... soru cevabı barındırmaz mı...
yazmak nerde başlar/biter...ya düşünmek... ya söylemek... anlatmak için sözlere mi gerek vardır ya hareketlere...anlamı sabote etmez mi sözler bazen bilinçli, bazen bilinçsiz ve sadece bazen......
anlamdan bu kadar bahsedilince, anlamın anlamı kaymaz mı... anlam.. anlam.. anlam.. anlma.. anmal... analm... analma..... anlama...
olaylar, durumlar, sözler, hareketler olduğu andaki anlamını taşıyabilir mi, üzerinden zaman geçtikten sonra ya da durum şartları değiştiğinde.. anlamını kaybeder mi.. anlamın,artması da, azalması da bir kayıp değil mi... aslolanın değişmesi değil mi...
anlayan insan bulmak neden zordur da, kaybetmesi çok kolaydır, onca anlayışa rağmen...biryerlerde yanlış anlaşılma mı olmuştur.. anlayan insana, anlayan niteliğini katan neydi ki o halde,denmez mi...
sorular biter mi.. bittiğinde cevaplar mı başlar..cevap ne zaman başlar...başlamalı mı... soru cevabı barındırmaz mı...
yazmak nerde başlar/biter...ya düşünmek... ya söylemek... anlatmak için sözlere mi gerek vardır ya hareketlere...anlamı sabote etmez mi sözler bazen bilinçli, bazen bilinçsiz ve sadece bazen......
anlamdan bu kadar bahsedilince, anlamın anlamı kaymaz mı... anlam.. anlam.. anlam.. anlma.. anmal... analm... analma..... anlama...
"içten" konuşmalar...
bir varmış bir yokmuş..çoook uzaklarda, içinde barınmak isteyene kollarını açan, kırmızının sıcaklığını, yeşilin rahatlatıcılığını, sarının canlılığını, mavınin içtenliğini birleştirerek sunan morlara bürünmüş bir yer varmış..
istediğin her konuda konuşabildiğin bu köyün adı amorfistanmış... amorfistanda kendimizle(monologlar-dilemma) ve diğer yazarlarla hasbıhal ettiğimiz yazılar mevcut.. ziyaretinizden memnun olacaklar...
istediğin her konuda konuşabildiğin bu köyün adı amorfistanmış... amorfistanda kendimizle(monologlar-dilemma) ve diğer yazarlarla hasbıhal ettiğimiz yazılar mevcut.. ziyaretinizden memnun olacaklar...
Perşembe, Ocak 05, 2006
düşmek...
hayatın zemini kaygandır bazen, bazen de kaypak....
düşmek kötü bişidir arkadaşım... genelde diyorum yani, yoksa düştüğü anda kahkaha koparan ,kendi kendiyle eğlenen insanlar da vardır..ama belki de aslen bu düşmenin bedliğini bertaraf etmek için bilinçsizce geliştirilen bir savunmadır... hahahahaa ne güzel de düştüm, salaklık işte..vs... potansiyel ve mümkün tüm dış görüşleri,insanların içlerinden geçirdiklerini zannettiklerimizi tahmin ederek herkes söylemeden önce kendine söylemek savunması... en bildik savunma mekanizmasıdır ya hani...
düşülen yere göre değişir de insanın verdiği tepki, sanırım yani... düştüğün yerin ve o yerde bulunanların hayatındaki konumuna göre... kendini çok da güçlü hissetmediğin bir insan güruhu içindeysen, düştüğünde zayıflığın bi kat daha artar belki.. gerçi saygınlığının fazla ve gücünün kesinlikle bilindik olduğu bir yerde düştüğünde de kendini "küçük düşmüş" hissedebilirsin..ne de olsa kimsenin normal şartlar altında yapamayacağı birşeyken seni küçük düşürmek, basit bir düşmeyle bunu hissedebilirsin..
ya kendinden eminsen.. ya da şöyle söyleyelim kaybedeceğin hiçbirşey olmadığını düşünüyorsan ve aslında dolaylı olarak elde edebileceğin de hiçbirşey olmadığını düşünüyorsan.. düşmene gülersin işte... içten yanmalı motor patlamasıyla kopar kahkahan.... bir süre düştüğün yerde kalakalırsın,sanki orası senin evindeki pek rahat televizyon koltuğunmuş gibi... sonra, başını sağa sola sallayıp,üstünü başını silkeleyerek, hayatta insanın başına neler de geliyor edasıyla kalkarsın... sanki yaşadığın düşüş,hayatındaki en beklenmedik en yıkıcı/yapıcı olaydır...ama bilirsin ki, kalkar kalkmaz düşebilirsin yine... bunu bilmek sonsuza kadar oturmana neden olmaz ama işte düştüğün yerde...düşmek gücünü de arttırır insanın...
zirveye ulaşmamış bir insandır bu belki..+ seviyesindeki zirveye ulaşmadığı gibi, - seviyesindekine de ulaşmamıştır aslında... asılı kalmıştır ortalık bir yerlerde... ortanın biraz üstünde, altında... ama ne dipte,ne başta... nötrdür, ama nötr değersiz değildir ki..milyonlarca eksisiyle, milyonlarca artısı vardır sadece...sadece tek bir artısı ya da tek bir eksisi olmaktan iyi değil midir bu...ya da iyi/kötü yoktur işte... kutuplaşmamış insan, hiç bir etkisi ve görüşü olmayan insan olarak görülür ya hani, ne büyük yanılgı... ne bombalar yaratabilecek güçleri vardır aslında içinde... dışında ise kocaman,sağlam bir zırh, içteki yanmaları, patlamaları dışarı yansıtmayan,ama dışardaki en ufak bir etkiyi içeri sızdıran... dışarıya karşı koruma kalkanı değildir yani bu, içeriye karşıdır... içbükey kalkan...dışbükey olanlar başka bir konu...
düşmek kötü bişidir arkadaşım... genelde diyorum yani, yoksa düştüğü anda kahkaha koparan ,kendi kendiyle eğlenen insanlar da vardır..ama belki de aslen bu düşmenin bedliğini bertaraf etmek için bilinçsizce geliştirilen bir savunmadır... hahahahaa ne güzel de düştüm, salaklık işte..vs... potansiyel ve mümkün tüm dış görüşleri,insanların içlerinden geçirdiklerini zannettiklerimizi tahmin ederek herkes söylemeden önce kendine söylemek savunması... en bildik savunma mekanizmasıdır ya hani...
düşülen yere göre değişir de insanın verdiği tepki, sanırım yani... düştüğün yerin ve o yerde bulunanların hayatındaki konumuna göre... kendini çok da güçlü hissetmediğin bir insan güruhu içindeysen, düştüğünde zayıflığın bi kat daha artar belki.. gerçi saygınlığının fazla ve gücünün kesinlikle bilindik olduğu bir yerde düştüğünde de kendini "küçük düşmüş" hissedebilirsin..ne de olsa kimsenin normal şartlar altında yapamayacağı birşeyken seni küçük düşürmek, basit bir düşmeyle bunu hissedebilirsin..
ya kendinden eminsen.. ya da şöyle söyleyelim kaybedeceğin hiçbirşey olmadığını düşünüyorsan ve aslında dolaylı olarak elde edebileceğin de hiçbirşey olmadığını düşünüyorsan.. düşmene gülersin işte... içten yanmalı motor patlamasıyla kopar kahkahan.... bir süre düştüğün yerde kalakalırsın,sanki orası senin evindeki pek rahat televizyon koltuğunmuş gibi... sonra, başını sağa sola sallayıp,üstünü başını silkeleyerek, hayatta insanın başına neler de geliyor edasıyla kalkarsın... sanki yaşadığın düşüş,hayatındaki en beklenmedik en yıkıcı/yapıcı olaydır...ama bilirsin ki, kalkar kalkmaz düşebilirsin yine... bunu bilmek sonsuza kadar oturmana neden olmaz ama işte düştüğün yerde...düşmek gücünü de arttırır insanın...
zirveye ulaşmamış bir insandır bu belki..+ seviyesindeki zirveye ulaşmadığı gibi, - seviyesindekine de ulaşmamıştır aslında... asılı kalmıştır ortalık bir yerlerde... ortanın biraz üstünde, altında... ama ne dipte,ne başta... nötrdür, ama nötr değersiz değildir ki..milyonlarca eksisiyle, milyonlarca artısı vardır sadece...sadece tek bir artısı ya da tek bir eksisi olmaktan iyi değil midir bu...ya da iyi/kötü yoktur işte... kutuplaşmamış insan, hiç bir etkisi ve görüşü olmayan insan olarak görülür ya hani, ne büyük yanılgı... ne bombalar yaratabilecek güçleri vardır aslında içinde... dışında ise kocaman,sağlam bir zırh, içteki yanmaları, patlamaları dışarı yansıtmayan,ama dışardaki en ufak bir etkiyi içeri sızdıran... dışarıya karşı koruma kalkanı değildir yani bu, içeriye karşıdır... içbükey kalkan...dışbükey olanlar başka bir konu...
Çarşamba, Ocak 04, 2006
günlerden bir gün...
Sabahın 6sı.. görünmez bir el dürtmüş, biri kulağıma uyan diye fısıldamış sanki… vücut dinç tabii diyorum, gecenin 2sinde yatmış olmama rağmen uyanıyorum böyle.. tatildeyim ne de olsa, işe gidiyor olsam uyanmazdım, da diyorum… sonrasında istediğim kadar uyuyabilecek olmama rağmen gözümü açmayı reddediyorum bir sure… sağ yanıma yarı dönükken açıyorum yavaş yavaş, eski filmlerde göz ameliyatı olmuş insanların yüzündeki sargılar açılırken açtığı yavaşlıkta ve kırpıştırarak…
Yattığım yerden odamın içinde gözlerimi gezdirmek, farklı ve abuk sabuk hayaller kurmak zevkiyle dolaşıyor gözlerim yine odamda… farklı eşyalar üzerinde birkaç dakikalık duraklamalarla... en verimli cümlelerimi kurduğum, kalksam yazmaya başlasam kitap olur dediğim düşünceler,dekorasyonlar ya da tanıdıklarla/ potansiyel tanıdıklarla yapılabilecek “muhtemel” diyaloglar..hepsi geçer kafamdan…
sabahın 6sı demiş miydim.. hava karanlıktan aydınlığa geçişin ağır adımlarında… etraf sessiz, herşey uyuyor sanki…sanki?? ben,en çok, bir kitap sayfasından çıkmış tasvir gibi hissediyorum odamı böyle loşluklarda… hatta bir çizgi romanın keskin olmayan, yumuşak siyah beyaz çizgileri gibi geliyor.. kitaplığım, masamın üzerindeki düzensiz düzenli eşyalar, duvardaki poster, resim, küçük afiş…yatağımın ayak ucuna gelince duruyor gözlerim… kamera kendini çekmiyor ya öyle birşey… saate son bir göz atışı yapıyorum.. buraya yazmadıklarımla beraber 7:30 a kadar ilerlemiş… film bitmiyor ama ekran yavaş yavaş kararıyor tekrar..
Yattığım yerden odamın içinde gözlerimi gezdirmek, farklı ve abuk sabuk hayaller kurmak zevkiyle dolaşıyor gözlerim yine odamda… farklı eşyalar üzerinde birkaç dakikalık duraklamalarla... en verimli cümlelerimi kurduğum, kalksam yazmaya başlasam kitap olur dediğim düşünceler,dekorasyonlar ya da tanıdıklarla/ potansiyel tanıdıklarla yapılabilecek “muhtemel” diyaloglar..hepsi geçer kafamdan…
sabahın 6sı demiş miydim.. hava karanlıktan aydınlığa geçişin ağır adımlarında… etraf sessiz, herşey uyuyor sanki…sanki?? ben,en çok, bir kitap sayfasından çıkmış tasvir gibi hissediyorum odamı böyle loşluklarda… hatta bir çizgi romanın keskin olmayan, yumuşak siyah beyaz çizgileri gibi geliyor.. kitaplığım, masamın üzerindeki düzensiz düzenli eşyalar, duvardaki poster, resim, küçük afiş…yatağımın ayak ucuna gelince duruyor gözlerim… kamera kendini çekmiyor ya öyle birşey… saate son bir göz atışı yapıyorum.. buraya yazmadıklarımla beraber 7:30 a kadar ilerlemiş… film bitmiyor ama ekran yavaş yavaş kararıyor tekrar..
Cuma, Aralık 23, 2005
ilkler..ilk adımın zorluğu..
alternatif .. alternatif dediğimiz, muhalif olan değildir aslında.. alternatif, kendiliğinden oluşur, belki muhalif de öyle ama şimdilerde herşey bir zorlama içinde ya, herşey bir diğerinin karşıtı..olmazı olsun diye çabalıyor ya sanki.. zoraki alternatifler çıkıyor… öyle çok alternatif “oluşuyor” ki, en alternatifi en baştaki, en klasiği oluveriyor… ama bunu da eleştiriyor değiliz zati… kaliteli polemiği dahi severiz…
altenatifin bir kollayıcılığı da vardır sanki hani… hepsi değil de tek olanın, öteki olanın, başını altına soktuğu bir saçaktır sanki… ve bir reddediş de vardır aslında, bir başkaldırı, geleneksel olana, herkesin düşünür, düşünmez kafa salladığına karşıtlık… zoraki değildir ama bu, gerektiği içindir, içinden öyle geldiği içindir, en önemlisi alternatif olduğu iddiasında değildir.. alternatif olan kendine alternatifim demez.. aynı, zeki insan ben zekiyim demez dendiği gibi… ama bilinir işte, akıp gidenin tersindedir… aynı yönde aksa bile, rengi değişiktir… farklıdır… kimbilir ya da alternatif belki bu anlatımların hiçbirisi değildir
“birşeyci”, “birşeyist” olarak kendini tanımlamaktan kaçınmış, sadece düşüncelerini tetiklemeyi ve aslında “zoraki muhalif”liği de bu yüzden uslup edinmiş birinin, bu sayfalara birdenbire verdiği bir isimdir sadece “Alternatif Akım”…
ne olduğu, aslının, gerçeğin ne olduğundan öte, birşey uzerinde düşünebilmek, üretebilmektir isteğimiz…
ve aslında Alternatif Akım’ın yeni bir şey söyleme, farklı olma iddiası yoktur..tek istediği söyleyebilmek, yazabilmektir…
altenatifin bir kollayıcılığı da vardır sanki hani… hepsi değil de tek olanın, öteki olanın, başını altına soktuğu bir saçaktır sanki… ve bir reddediş de vardır aslında, bir başkaldırı, geleneksel olana, herkesin düşünür, düşünmez kafa salladığına karşıtlık… zoraki değildir ama bu, gerektiği içindir, içinden öyle geldiği içindir, en önemlisi alternatif olduğu iddiasında değildir.. alternatif olan kendine alternatifim demez.. aynı, zeki insan ben zekiyim demez dendiği gibi… ama bilinir işte, akıp gidenin tersindedir… aynı yönde aksa bile, rengi değişiktir… farklıdır… kimbilir ya da alternatif belki bu anlatımların hiçbirisi değildir
“birşeyci”, “birşeyist” olarak kendini tanımlamaktan kaçınmış, sadece düşüncelerini tetiklemeyi ve aslında “zoraki muhalif”liği de bu yüzden uslup edinmiş birinin, bu sayfalara birdenbire verdiği bir isimdir sadece “Alternatif Akım”…
ne olduğu, aslının, gerçeğin ne olduğundan öte, birşey uzerinde düşünebilmek, üretebilmektir isteğimiz…
ve aslında Alternatif Akım’ın yeni bir şey söyleme, farklı olma iddiası yoktur..tek istediği söyleyebilmek, yazabilmektir…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
