Çarşamba, Ekim 29, 2008

Bedava Digiturk İzle, Bedava Film İndir

Sayın DigiTurk PR Departmanı Yetkilisi,

Ticari kaygınız nedeniyle istemeden ve farkında olmadan pek çok blog yazarının kişisel özgürlüğünü elinden aldınız.Bunun beklenen sonucu olarak, an itibariyle, pek çok blog yazarı hem ailelerinin hem de dostlarının Digiturk aboneliklerini iptal ettirmeyi düşünüyor.

Müşteri kitlenizin en üst tabakasında yer alan, sinema paketleri ve yabancı dil kanallarının izleyicilerinin aynı zamanda Türkiye’de en aktif blog kullanıcıları olduğu gözünüzden kaçmaması gereken bir gerçek.Marka imajınızın özellikle A+ grupta yerin dibine geçtiğinin ve geçmeye devam ettiğinin bilincinde olmalısınız.

Eğer markanızı düşünüyorsanız, ve bu yaptıklarınızdan dolayı üzgünseniz size Sansüre Sansür hareketine ana sponsor olmayı öneririm:
http://sansuresansur.org/
Saygılarımla,
Bir Blog Yazarı (phoenixia)
—
not:Başlık hem SEO, hem de ironi amaçlıdır.
not 2:Eğer şu an yasaklanmamış bir blogunuz varsa sizi de benzer bir çağrı yapmaya davet ediyorum (evet bu bir mimdir, ve bu yazıyı okuyan her blog yazarı bu mim’e davetlidir)
not 3:Konu ile ilgili yorum ve düşüncelerinizi duymaktan mutlu olacağım.
not 4:Blogunuzda bu konuyla ilgili tepkinizi belirmeye üşenmeyin (bkz: not 2)
not 5:Fikrin başladığı orijinal blog: http://merickara.net/?p=201

mimlendim...

Cumartesi, Ekim 11, 2008

poker..

bilmiyorum.. oynayabilir miydim bilmiyorum..
hakkında bildiğim tek şey, renk vermemek gerekliliği..
sanırım artık daha az renk veriyorum.. belki daha da gelişecek..
gerçi gelişmek mi emin değilim..
renk vermeyi isteyip istememek bana bağlı..
poker oynamıyoruz ki.. kazanmak yok, kaybetmek yok.. dimi..

yolda..

yürürken mesela, biriyle yolum çakıştığında-ki onun nazarında çakışan bişi yoktur.. ben, onun yoluna çıkmışımdır tabii..- neden hep ben yana kayarım ve diğeri geçer.. ya da çarpraz geçişlerde neden ben durur diğerinin geçmesini beklerim..

Pazartesi, Ekim 06, 2008

karakalem..

eskiden epey bir uğraşırdım, karakalem resim yapmayla.. akrilikle tanıştıktan sonra renkleri de sever oldum.. neyse.. konu bu değil.. bir paylaşım, bir hatırlatma olsun dedim..

karakalem( renklileri de var aslında bu kalemlerin) resimlerinizin daha sonra etrafa bulaşmasını ve resmin bozulmasını engellemek, yani çizimi sabitlemek için saç spreyi kullanabilirsiniz.. sabitleyici cinsten püskürtmeli spreyler iş görüyor.. 10cm kadar mesafeden eşit şekilde ince bir doku oluşturacak şekilde püskürtünüz ve içiniz rahat etsin..

Cuma, Eylül 26, 2008

görünmezlik büyüsü..

buldum, ben buldum... eheh..
bir insan kendisiyle irtibat kurulmasını istemezse diğer kişilere görünmez olur..
ve bu durum diğerlerinin görme yetisinin eksikliğinden değil, berikinin görükmemesindendir..(harf hatası yok)
bahsettiğim şey msn falan filan mevzusu değil.. okuyunca öyle gibi gelse de..
gayet etiyle buduyla gerçek birşey.. gerçi etli butlu gerçek ama, öyle kuvvetli yapar ki bazıları büyüsünü, o kişinin varlığından, onu tanımış olduğunuzdan, kendinizden şüphe duyarsınız...
yok bu öyle aşk meşk mevzuusu da değil.. gayet etiyle buduyla arkadaşlık..
neyse işte.. sabahın erken.. ha yazmışım onu...

tek göz uyku...

mümkün mü acaba.. neden olmasın.. gözü açık bile uyunabiliyorsa..
nerden aklıma geldiğini de söyliyim hemen.. sabah göz makyajımı yaparken ve doğal olarak birini kapatmışken, sanki içim geçti.. birkaç saniyelik birşey, ama oldu.. ordan da aklıma geldi..
özelliklerinden biri tek gözüyle uyuyabilmek olan bir karakter oluşturmak ve öykü uydurmak istedim mesela..
neyse işte..sabahın erken ve gecenin geç saatleri nelere kadir...

Cumartesi, Eylül 20, 2008

vurdumduymaz..

olabilmek ne güzel olurdu.. misal,
duran trafikten hayat dersi çıkarmamak..
gerisi gelmese de,
sadece bu satırlarla bir posta yollamak...

dikkat genelleme var..

erkeklerin %80'i aynı..(oranlar içinde sevilen bi sayı 80..neyse..) aynı derken, davranış şekilleri bakımından..
%18'i ise onlarla geçirdiğiniz 3-5 ay sonrası %80'lik kısımdakilerle aynı alametleri gösteriyor..
geri kalan %2, ki aslında geri kalmamalarını isterdik, istikrarlı... en başından beri nasıllarsa öyleler..

saçma mı.. olabilir.. kimi bağlar... hiç yani..

Pazartesi, Eylül 08, 2008

tatlişkom..

yaramazlıkları sonrası üste çıkmak ve biz kızmayalım diye döktükleri gözyaşları sırasında, hem kızıp hem üzüldüğüm, şımarıklıktan olduğunu bile bilsem ağlamalarına kıyamadığım, içimin erimesine sebep iki kardeş..yeğenlerim.. iremim ve keremim..

yakın takiplerinde olsam bile, büyürlerken yakalayamadığım, kaçırdığım, o anlarda yanlarında olmak istediğim öyle çok şey var ki bana kendimi kötü hissettiren..ve kimbilir ileride nasıl olacak diye düşündüren.. uzağıma düşmesinler hiç..

irem bu sene okula başladı.. kerem de okul öncesine gidiyor..

irem'in ilk okul gününde yanında olmak isterdim mesela.. o hengamede ne farkedecek falan filan ama isterdim işte.. (inatçı sıpa, kime çektiyse, saçlara bak..)

ps.yazı 21.42 de otomatik kaydedildi

Pazar, Ağustos 10, 2008

bu öylesine bir yazı değil...

canı acımaz zannedenler daha kolay acıtır başkalarının canını.. bilerek, isteyerek kanırtırlar..
ellerine bir bıçak versen rahatlıkla saplarlar orana burana.. hatta bir çocuğun oyuncağıyla saatlerce oynaması gibi o bıçağı sapladıkları yerde çevirtip dururlar.. tam sıkıldı bıraktı sanırsın tekrar döndürürler o bıçağı..bir şekilde debelenir kurtulursun.. günler, aylar geçer.. yara hafifler.. bıçaklayana karşı nefretin bile kalmaz olur.. ama o bundan rahatsızdır tabii, kin duymanı, öfkelenmeni, çılgına dönmeni ister... ağzından köpükler saçarak üstüne atlamanı, ona zarar vermeni ister.. böylelikle kendisini mazlum, mağdur gösterecek çevresinden ilgi toplayacaktır.. sana verdiği acıdan aldığı keyif de, ekstra bonustur..

bu kez, o yarayı açanın akbaba bir arkadaşı hafifleyen yaranın kabuğunu kaldırır, parmağını batırır yaranın ta içlerine.. kurcalar.. didikler...

bunlar işte sizin acınızdan, size acı verebiliyor olma ihtimalinden zevk alırlar..

canım acıdı.. evet.. ama eskisi gibi değil.. bazı acılar, o acıları verenler mikrop gibi; bağışıklık kazanabiliyor insan..

nefret etmeyeceğim, öfke duymayacağım, kin gütmeyeceğim.. hayata ve akışına güveniyorum...


sükun etsem daha iyiydi belki.. ama o kadarını da yapamadım..

Cuma, Ağustos 01, 2008

lenny kravitz candır..

geçen sene yaşadığım keşkelerle dolu pişmanlıklar sonrası ders almış olmalıyım ki, lenny kravitz konserine gittim..
iyi yapmışım, kendimi bir kez daha sevdim ve tebrik ettim..

lenny seyirciyle diyalog denen şeyde tavan yaptı .. sahnedeki performansından bahsetmiyorum bile..(gerçi bir ara tuvalet sorunum yüzünden konserden falan koptum ama) çok iyiydi..

çılgın adam konserin sonlarında sahne önündeki barikatlardan zıplayıp "halkın" içine karıştı.. love love love dedi başka bişi demedi.. "son olarak tek birşey sormak istiyorum , are you gonna go my way" diyerek coşkuda son noktayı koydu...



konserden aklımda kalan diğer şeyler.. dhl'de stajyerlik yapan alman bir kızla tanışıp sohbet etmem, konser sırasında sevgililerinin sırtlarına çıkan kızlara arkadakilerin nişan alıp onları aşağı indirme çabaları, konser öncesi canon'un "şipşak" makinesiyle çekilen fotoğrafım ve meshanem patlamak üzereyken koşturduğum tuvaletin önündeki azap verici kabus gibi sıraydı..

ve kuruçeşme'den üsküdar'a servis yapan dentur motorları da ayrı bir rahatlık..

Çarşamba, Temmuz 23, 2008

6 ölümcül günah..

diyorum ki; 7 ölümcül günahtan birisi affedilerek günahlıktan çıkarılacak.. hangisinin olmasını tercih ederdik.. -şüphesiz- herkes kendi nefsince karşı durması en zor olanı, yani reytingi yüksek günahı seçecektir.. değil mi.. ben..şimdilik söylemiyim..

1. lust -şehvet
2. gluttony -oburluk
3. greed -açgözlülük
4. sloth -tembellik
5. wrath -öfke
6. envy -kıskançlık
7. pride -kibir

Pazartesi, Temmuz 21, 2008

yazık..

"hayata bir kez geliyoruz yaaau"..
evet tabii, öyle.. ne yapmalıyım yani işi asıp deli danalar gibi sağa sola mı gitmeliyim.. yeşilliklerde mi yuvarlanmalı, sahilde oturup hayal mi kurmalıyım, istanbul'un güzel sokaklarında mı kaybolmalıyım.. atlayıp ada vapuruna kısa bir uzaklara gidiş mi yaşamalıyım.. dolmuş durağında oturup esnaf muhabbeti mi yapmalıyım.. renk renk boyayı etrafa saça saça "eserler, estiler" mi yaratmalıyım..
bunu yemeklerden önce mi yapsam faydalı olur, sonra mı...

gerçi mesela, şöyle bir görüntünün, fotoğrafın içine dalıp, onun bir parçası olmayı da tercih edebilirim.. bir yaz akşamını aydınlatan sokak lambasının sarı ışığı içinde.. begonvillerin, asmaların dolandığı , kimi eski kimi yeni en fazla iki katlı bahçeli evlerin olduğu bir sokakta.. hadi yolları da taştan olsun hatta... kapının önünde hava alıp komşusuyla laflayan birisi de olabilirim, o sokağı öylece adımlayan da.. hava berrak ve taze olsun, öyle ki fotoğraftan denizin kokusu da gelsin..
ve ben öylece orada durakalayım...bazı görüntülerin öylece bir parçası oluvermek istemez misiniz hiç.. sonu yokmuş gibi, hep aynı keyfi verecek gibi..

ah be hayat, canım sıkılıyor valla... ne yapsan nafile..

Pazartesi, Temmuz 14, 2008

dua mahiyetinde..

cancağzım, kardeşim, dostum, çocukluğum, gençliğim.. allah ayırmasın dediğim.. tubişim..
uzun yola gitti.. en az iki ay yok buralarda.. allah, amacına ulaşmasını ve hayırlısıyla dönmesini sağlasın..

gerçek insan aranıyor..

nesli tükenmiş olmalı.. biz üniversiteyi falan bitirdiğimizde, toplayabildiğimiz kadarını saklamışız sanki.. hayatımızın o noktasından sonra karşılaştıklarımızın gerçek insan olup olmadığını anlamak zor oluyor..

"işte gerçek dost" anlamında bir gerçeklik değil buradaki.. insanların hangi hali onlara ait, hangi davranışları gerçek kendileri bilemiyorum.. tabii ki herkesin iş ve özel yaşamında farklı görev ve rolleri ve bunlara bağlı davranış şekilleri, savunma stilleri olabilir.. ama "nasıl bilirdiniz" deseler, haklarında net birşey söyleyebileceğim insan çok az..
hele ikili ilişkiler yok mu.. ve hele sezgiler yok mu, direkt bağrınıyor.. gerçek değil, gerçek değil..
keşke herşeyi göründüğü ve anlatıldığı gibi kabullenebilsek.. ve keşke geçmişi unutsaydık mı, iyi ki unutmuyoruz mu bilmiyorum..

-e hani sen eve gidiyordun..
-eve gidiyordum tam, telefon çaldı, bizim çocuklar buluşuyormuş, çağırdılar, takıldık biraz..
anlatan kişinin gerçek olup olmamasına, gerçekliğini size göstermiş olup olmamasına bağlı olarak bu cümle ya çok normal ve inanılası geliyor ya da çook normal ve inanılmayası.. e tabii akış diyagramları çalışıyor hemen, bazı yerlerde geçmişle kısa devre yaparak..

aman ya 15 satırla anlatabilecekmişim gibi yazıyorum.. olmuyor, anlaşılmadığını biliyorum..

normal dedim de..
eskiden normal değilim ben derdim..ben ve birkaç böyle tanıdığım vardı.. normal değildik tabii, herkes böyle değildi çünkü.. yardıma ihtiyacı olana koşmak, dinlemek, anlatılana inanmak, kendi çıkarının tersinde "bile" gerçeği söylemek ve adil olmak, sadık olmak, tanıdığa kıyak çekmemek, hayat üzerine düşünmek, inceliklere kapılıp gitmek, hayal kurmak, içten ağlamak/gülmek gibi özelliklerimiz vardı.. hala daha var..

işte böyle anormal gerçeklikte insan arıyorum.. koruma altına alacağım...

Çarşamba, Haziran 25, 2008

alla beni pulla beni..

barış manço iyi adamdı.. düşünen adamdı.. gerisini bilmiyorum, benim için bu kadarı da yeterli..
şarkı sözlerinde yansıttığı düşünceler, ince uslubu vs..
zati belki şarkı sözü yazarlarının filozof bir yanı olmalıydı.. neyse diyeceğim şu.. çok sevdiğim şarkılarından biridir, alla beni pulla beni.. tınısı bir yana, sözleri de hoş, bir nevi espirili..

bugün arkadaşıma dedim ki, adam yine yapmış tespiti.. kadın ve erkeğin hayata, ilişkiye bakışına dair kısa bir özet yapmış.. ya da ben öyle yorumladım..
adam dağları deliyim, yıldızları yoluna seriyim, bastığın çimen olayım falan filan diyor.. hatun kişimiz ne diyor, dağlar, taşlar, uçan kuşlar senin olsun, yıldızlar yerinde güzel diyor..
kadının derdi öyle kocaman şeyler değil yani, yanımda ol diyor, kelimenin tüm, tam anlamıyla yanımda ol..

yok kadınlar da şöyle ama, adamlar da böyle ama türünden bi milyon sorunlu ilişki, ilişki sorunları yazılabilir..ya da muzırlık yapılabilir.. ama barış hoca hakkaten çok temelinden dokunmuş bence..
ruhu şad olsun..

şarkı sözlerini de eklesek mi ki.. burada eklenmiyor bişi,eve gidince linklerim.. şimdilik şöle verelim.. http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=alla+beni+pulla+beni

Salı, Haziran 03, 2008

bir mayıs bir haziran..

ne güzel aylar.. mayıs deyince içe dolan coşku, haziranla hissedilen huzur.. mayısım bitti, haziranım hoşgeldi.. bitince hüzün..
doğamamışım mayıs haziran arası bir yerlerde, ölürüz belki bahar neşesiyle..

kedidir..

ne garip hayvanlar.. bi çocuk mu ağlıyo diye kulağı dört diktiğim nice zamanlar oldu.. şimdi de karşılıklı ağlaşıyorlar sanki..
insanlarda pek olmaz bu.. biri ağlatandır diğeri ağlarken..
ve yahut ikisi beraber ağlayamazlar, biri diğerinin ağlamasına kıyamaz da, ağlamaması için şebeğe döner..
insan var, insan var.. bir de kediler..

Cumartesi, Mayıs 24, 2008

dizi film tadında hayatını izlemek..

çok ayrıştırıcı, anlatıcı cümle kuracak değilim-kesin kuracağım.. yaşadığım anın duygusuyla kafamda beliren ifade bu.. yoksa sadece dizilerde değil, filmlerde de kullanılan bir kurgu..
cnbce dizilerinde oluyor bu hani.. bir bölüm izliyorsun gayet normal bir hayat kesiti.. sonraki bölümlerde anlıyorsun ki,o normal hayat kesitinin arkasında bir dolu "normal" kesitler daha var..
çoğu şey göründüğü gibi değildir ya da göründüğü gibi bile olsa o görüntünün arkası zannetiğiniz kadar doğal örgüyle şekillenmemiştir..
misal tesadüfen karşılaştığınızı düşündüğünüz bir kişinin uzun süredir sizinle diyaloğa girebilmek için çaba sarfettiğini ve "tesadüfler" yaratmaya çalıştığını farkettiğinizde,olayları gerisararsınız ve olan bitenin aslen kendi doğallığında olmadığını görürsünüz..

hayatın izleyebildiğimiz bölümü sadece yaşadığımız kısmı olduğu için çok zaman bilmeyiz diğer sahnelerde olanları.. sürekli irdeleyerek de yaşayamayacağımıza göre kabulleniriz.. gördüklerimiz, duyduklarımız ve anlatılanlardır yaşadığımız..
bazen, aradasırada irdelerim ben.. zihnimde takip eder, iz sürerim olaylar, anlatılanlar üzerinden.. şüphe, merak ve empati ön koşullardır bunu yapabilmek için.. şimdiye kadar bulduklarımın çoğu iç burkan, yüz ekşiten şeyler.. sonunda mutluluk verici birşey yaşanmış olanlar daha az şüphe uyandırdığından ve hakkında takipsizlik kararı alındığından belki..
yo yo öyle değil aslında, bilakis mutluluk verici bir olayın arkasındaki leş döngüyü gördüğünüzde mideniz de ekşiyor, bulanıyor ve bir tükürme isteği oluşuyor..

hayat bazen örmektir onu sabır ve emekle..bazen sökmektir usul usul geriye...-s.ç.

çalan şarkıyla bu yazılanların hiç ilgisi yok..tesadüf.. radiohead - everything in its right place